İMKANDER - Mülteci Ölümleri Raporu 2015

madde14 sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara

İnsanı Müdafaa ve Kardeşlik Derneği (İMKANDER) tarafından 2015'te yayınlanan "Göçmenlerin ve Sığınmacıların Yaşadığı Tekne Faciaları Hakkında Mülteci Ölümleri 2015" başlıklı raporun Giriş bölümünü aşağıda bulabilirsiniz.


Raporun Türkçe tam metni için tıklayınız.

Giriş

2015 Mülteciler için “Felaket Yılı” Oldu

Dünyamız, II. Dünya Savaşının bitmesinden bu yana en büyük ve trajik mülteci sorunuyla karşı karşıya. Başta Suriye olmak üzere, Afganistan, Irak, Somali, Libya, Mali ve Yemen gibi savaş bölgelerinden can güvenlikleri sebebiyle Avrupa’ya doğru bü- yük bir göç yaşanıyor. Büyük kitleler halinde insanlar “yüksek miktardaki insan kaçakçılığı” ücretini ödeyebilmek için ellerindeki tüm değerli eşyaları satarak son derece güvensiz ve tehlikeli bir yolculuğa çıkıyorlar.

Bu yolculukların önemli bir kısmı şüphesiz felaketle son buluyor. İMKANDER’in 2014 yılında başlattığı ve alanında tek olan “Göçmenlerin ve Sığınmacıların Yaşadığı Tekne Faciaları Hakkında Mülteci Ölümleri Raporu” pek çok detayı çarpıcı bir şekilde kamuoyunun istifadesine sunmuş ve ciddi bir ilgi görmüştü. Ne yazık ki, bu raporlamadan sonra 2015 yılı içerisindeki insan kayıpları giderek arttı ve 2015 yılı 5.509 ölüm vakasıyla mülteciler için bir felaket yılına dönüştü.

Akdeniz ve Ege denizinde yaşanan bu felaketlerin pek çok sebebi bulunuyor ve bu rapor bunun gerek- çelerini ortaya koymayı hedefliyor. Fakat en temel sorunun şüphesiz mülteci kabulüne yanaşmayan Avrupa’nın kıyı ülkelerinin izlediği politika olduğu açıktır. Başta Yunanistan ve İtalya olmak üzere Akdeniz ülkelerinin mültecilere “insani” sayılamayacak bir yaklaşım içerisinde olduğunu söyleyebiliriz. Elbette mülteciler için geçiş yeri olarak görülen bu ülkelerin bu tarz bir mülteci politikası izlemelerinde, Batı ve Kuzey Avrupa ülkelerinin ve ABD’nin mülteci kabulü konusundaki isteksiz davranışlarının etkisi büyüktür.

Asya ve Ortadoğulu mültecilere karşı tekneleri açık sulara itmek, botları kıyılara güvenlik gücü marifetiyle yanaştırmamak gibi insan onuruna yakışmayacak davranışlar içerisinde bulunan Yunanistan’ın, II. Dünya Savaşı’nın sürdüğü dönemde binlerce vatandaşının Ege Denizi’ni aşarak Türkiye’ye sığındığı unutulmamalıdır. 1941 yılında başlayan ve 1943 yılında gelindiğinde 22.525 kişiye ulaşan Yunanlı sığınmacı göçü karşısında henüz Cenevre Sözleşmesi’nin dahi yapılmadığı bir dönemde Türkiye’nin izlediği siyaset vicdani açıdan örnek teşkil etmelidir.

Mültecilerin Avrupa ülkelerine doğru yapmış olduğu bu tehlikeli yolculuk, Avrupa ülkeleri arasındaki Schengen Antlaşmasını hukuken olmasa da fiilen ortadan kaldırmış durumdadır. Almanya-Avusturya sınırının tek taraflı olarak kapatılması ve tren seferlerinin geçici bir şekilde durdurulmasını, Avusturya ve Slovakya’nın serbest dolaşımı da askıya alması izlemiştir. Benzer şekilde Danimarka’nın tren seferlerini geçici bir süreliğine durdurduğunu açıklaması; Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti’nin de benzer önlemler almaya başlaması, AB ülkelerinin 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi konusundaki taahhütlerinden uzaklaştıkları izlenimini doğurmaktadır.

Özellikle İtalya’nın 2014 yılında Mare Nostrum ismiyle açık denizlerde yürüttüğü arama-kurtarma operasyonlarını sona erdirmesi ve yerine AB’nin sınır güvenliğini sağlayan Frontex tarafından AB kara sularını korumaya öncelik veren Triton operasyonunu başlatması AB ülkeleri açısından “mülteci politikalarında” tam anlamıyla bir geri gidiş olduğunu göstermektedir.

Mültecilere yönelik ayırımcı yaklaşımların Yunanistan, Bulgaristan ve İtalya başta olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerinde giderek artmasını kaygıyla izlemekteyiz. Yunanistan’ın Kos Adası’nda mülteci çadırlarına yönelik molotof kokteyli ile düzenlenen saldırılar, Budapeşte’de Macar Güvenlik Görevlilerinin insan onuruna yakışmayan tutumları endişe verici bir noktaya ulaşmış durumdadır. Son olarak Birleşik Krallık’a bağlı Galler’in başkenti Cardiff’te uygulamaya konulan “mülteci bilekliği” uygulaması son derece rahatsızlık vericidir. Mültecilere renkli bileklik taşıma zorunluluğu getiren ve bu bilekliği taşımayanlara yiyecek yardımının kesilmesini öngören uygulama II. Dünya Savaşı’nda Yahudilere “sarı renkli yıldız” taşıma zorunluluğunu çağrıştıran ayırımcı bir uygulamadır ve derhal vazgeçilmelidir.

Benzer şekilde Almanya’da mültecilerin 750 euro üzerindeki para ve kıymetli eşyalarına el koyma uygulaması da temel insan haklarına açıkça karşı bir düzenlemedir. İsviçre’de başlayan, Almanya’nın Bavyera ile Baden-Württemberg eyaletlerine sıçrayan ve ancak dikta rejimlerinde görebileceğimiz uygulama ve yaklaşımları çağrıştıran bu uygulamadan derhal vazgeçilmelidir. Dünya’da yaşanan çatışma, savaş ve krizlerin sebebi her ne olursa olsun, mağdur ettiği kesimler başta çocuk ve kadınlar olmak üzere sivillerdir. Dünyadaki bu siyasi krizler sürdükçe, mültecilik sorunun da devam edeceği açıktır. Fakat, mültecilerin sorunlarına çözüm üretmek ve onların insanca bir yaşam sürmelerini temin etmek başta ABD, Kanada ve Avrupa devletleri olmak üzere gelişmiş dünya ülkeleri açısından sadece vicdani değil, aynı zamanda hukuki bir zorunluluktur.

2016 yılının mülteciler başta olmak üzere tüm dünya halkları için huzur ve barış dolu bir geleceğin inşasında başlangıç olmasını temenni ederiz.



Raporlar.jpg
Raporlar

Konuya Göre: Türkiye · Suriye · Yunanistan · Avrupa · Ortadoğu · Afrika · Asya · LGBTT · İklim Mültecileri
Yıllara Göre: 1999 · 2000 · 2001 · 2002 · 2003 · 2004· 2005 · 2006 · 2007 · 2008 · 2009 · 2010 · 2011 · 2012 · 2013 · 2014 · 2015 · 2016 · 2017 · 2018 · 2019