FIDH - Migreurop - EMHRN - Yunanistan ve Türkiye Arasında Frontex: Geri Çevrilme Sınırı

madde14 sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara

FIDH, Migreurop ve EMHRN tarafından Mayıs 2014'te yayımlanan Yunanistan ve Türkiye Arasında Frontex: Geri Çevrilme Sınırı Raporu'nun Giriş bölümünü aşağıda bulabilirsiniz.

Raporun Türkçe tam metni için tıklayınız.

Giriş

Akdeniz’in Kuzey Doğusu uzun yıllar boyunca Avrupa Birliği’ne (AB) ulaşmak isteyen göçmenlerin ana giriş noktası olarak düşünüldü. Batı Afrika ile İspanya (İberya yarımadası ve Kanarya Adaları) arasındaki bölgede güçlendirilmiş hava ve deniz gözetleme teknikleri ve de AB sınır birimi Frontex’in konuşlanması, göç yollarının doğuya doğru kaymasına, sonuç olarak da Frontex’in bölgedeki varlığının artmasına neden oldu.

2004 yılında kurulan Avrupa Birliği Üye Ülkelerinin Dış Sınırlarının Yönetimi için Operasyonel İşbirliği Ajansı (Frontex yani “ajans”), AB göç politikasının temelinde olan “düzensiz göçü engellemek ve azaltmak” hedefini gerçekleştirmek için AB’nin dış sınırlarında uygulanan stratejinin ana araçlarından biridir.

Frontex, 2010’dan beri, Yunanistan-Türkiye sınırını operasyonlarının ‘ağırlık merkezi’ olarak düşünmektedir.[1] Bu sınır, ajansın aktiviteleri için bir ‘laboratuvar’ görevi görmektedir: ajansın deniz ve karadaki Posedion adlı opeasyonları 2011’de ilk başladığından beri düzenli olarak yenilendi, ilk bölgesel Frontex ofisi 2010’da Pire’de (Yunanistan) kuruldu ve aynı yılın Ekim ayında ilk Hızlı Sınır Muhafaza Ekipleri (RABITs) görevlendirildi.[2]

Yıllar içinde sınırdaki geçiş rotaları ajansın ve Yunan yetkililerin operasyonlarına karşılık olarak değişiklik gösterdi. Geçmişte, göçmenler Yunanistan’a genellikle ülkenin kuzeyinde yer alan Evros bölgesindeki kara sınırından girmekteydiler. 2012 Ağustos ayından beri, Türk kuruluşları kara sınırında artan kontrolün direkt sonucu olarak İzmir (Türkiye) bölgesinden Yunan adalarına doğru giden teknelerin kalkışlarında keskin bir artış gözlemlemiştir.

Frontex, 2012 yılında Yunanistan ve Türkiye arasındaki kara sınırında durdurulan göçmenlerin sayısındaki azalmayı (durdurulan kişi sayısının Ağustos ayında her hafta 2000 olmasına karşılık Ekim ayından itibaren haftada 10 kişiden az olması)[3] hoş karşılarken, aynı dönemde denizde durdurulan göçmen sayısı Yunan sahil güvenliğine göre 2012’nin ilk yarısında 102 iken ikinci yarısında 3280’e çıktı.[4] Ajansa göre, 2012 yılında deniz sınırında Poseidon Operasyonu kapsamında toplam 3307 durdurma kaydedildi. 2013’de bu rakam 10.427 durdurmaya yükseldi.[5]

Yunan yetkililer tarafından sağlanan rakamlar denizde giderek artan kaza sayısını gözardı ediyor gibi görünmektedir.[6] Eylül 2012 ile 2014 Mayıs ayı başı arasında en az 18 deniz kazası, 191 ölüm ve 33 kayıp kaydedildi.[7] Kurbanların büyük bir çoğunluğu çatışmadan kaçan Suriyeli ve Afgan mültecilerdi, ki bu durum teknelerde kadın ve çocukların fazla olmasını da açıklamaktadır.

Bu trajedilerin sayısı ve tekrarlanması, sınır kontrol operasyonlarının tehlike içindeki insanları kurtarma zorunluluğunu yeterince üstlenip üstlenmediği konusunu gündeme getirmekte ve aynı zamanda uluslararası koruma talep eden insanlara karşı uluslararası yükümlülükler açısından bu operasyonların yasallığını sorgulamaktadır.

Sınırları kapamaya verilen öncelik, göçmenlerin henüz Avrupa’da kalıp kalmamaya uygun ya da bir çeşit uluslararası korumaya hakları olup olmadığına dair ayrıntılı bir araştırma gerçekleştirilmeden, ve sığınma hakkını ihlal edecek şekilde, Avrupa sularından çıkarılmasına neden oldu.

2012 yılında Hirsi Jamaa ve diğerleri İtalya davası sonucunda[8] Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) deniz yoluyla zorla geri döndürmenin (“geri itme”) yasadışılığını teyit etti: hiçkimse özel durumları incelenmeden geri gönderilemez (toplu sınırdışı yasağı) ve hiçbir geri döndürme eğer o kişi insanlık dışı veya onur kırıcı bir muameleye maruz kalma riski taşıyorsa gerçekleşemez. Ancak son zamanlardaki birçok rapor tekneler dolusu göçmenin Yunan sularından Türk sınırlarına doğru çoğu zaman şiddet kullanarak geri itildiklerini belgelemektedir. Tekneleri Yunan sularına girmekten “caydırmak” için kullanılan teknikler de aynı mantığı izlemektedir.

Yunanistan ve Türkiye’de geniş kapsamlı yasal reformlar gerçekleşmesine rağmen Yunanistan-Türkiye sınırında göçmen haklarının ihlal edildiğine yönelik, birçok sivil toplum kuruluşunun (STK) raporlarıyla da desteklenen, iddialar devam etmektedir. Temel hak ihlalleri, insanlık dışı ve onur kırıcı gözaltı şartları[9], sığınma hakkı ihlalleri, Yunan sahil güvenliği tarafından alıkoyma ve Türkiye’ye zorunlu geri döndürmeyi içermektedir.[10] Avrupa Konseyi[11], Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı[12] ve Birleşmiş Milletler Göçmenlerin İnsan Hakları Özel Raportörü[13] de bu sınırda işlenen insan hakları ihlalleri hakkında ciddi endişelerini dile getirdiler. Yunanistan ve Türkiye tarafından başlatılan reformlar hoş karşılansa da çok sayıda sorun devam etmektedir.

İlk olarak, bu yeni yasal çerçevelerin uygulanması etrafındaki belirsizlikler, iki ülkede de uzun yıllardır belgelenen sistemle ilgili eksikliklere verilen bu karşılığın sınırlarını ortaya çıkarmaktadır. İkinci olarak, bu reformların gerçek niyeti sınır gözetimi ve göç akımının yönetimiyle ilgili Avrupa Birliği tarafından belirlenen hedeflere uymaktır: göç yönetimi üzerine Yunan harekat planının onaylanması[14] ve 2013 Aralık ayında bir geri kabul anlaşmasının imzalanmasını sağlamak için Türk yasalarının Avrupa yasal çerçevelerine daha uyumlu hale getirilmesi bu hedefler içindedir. Bunlar, farzedilen işlevi Yunanistan ve Türkiye’de göçmenlerin daha iyi kabulünü sağlamak ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları tarafından kınanan çeşitli ihlalleri hedef almak olan reformların sınırlarının göstergesidir.[15]

Akdeniz’in iki tarafından birden gelen reform haberlerine rağmen, güvenlik düşünceleri ve düzensiz göçü durdurma isteği gerçek bir kabul politikasının uygulamaya konmasından daha baskın olmaya devam ederken Frontex operasyonlarının yürütüldüğü bağlam budur.

Frontex üzerine yapılan araştırma ve ajansdan alınan Poseidon harekat planlarına dayanarak, bu rapor, göçmenlere karşı yapılan ciddi ve kanıtlanmış insan hakları ihlalleri zemininde düzensiz göç ile ‘savaşmak’ isteyen bir sisteme Frontex’in katılması ve dolayısıyla AB’nin de dahil olması etrafındaki şartları gündeme getirir.

Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH), Migreurop ve Avrupa- Akdeniz İnsan Hakları Ağı (EMHRN) – Frontexit kampanyasının üyeleri olarak[16]— Frontex, Yunanistan ve Türkiye’nin bu AB sınırındaki işbirliğini ve bu işbirliğinin göçmenlerin insan hakları üzerindeki etkisini incelemek için 29 Eylül 2013’den 12 Ekim 2013’e kadar ortak bir inceleme yürüttüler.

Bu raporun iki ana hedefi bulunmaktadır. İlk olarak, Yunanistan-Türkiye sınırında Frontex’in konuşlanması üzerine açık ve ayrıntılı bilgi sağlamayı ve Frontex aktivitelerinin insan hakları üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlar. İkinci olarak, göçmenlere karşı yapılan ciddi ve kanıtlanmış insan hakları ihlalleri zemininde düzensiz göç ile savaşmayı amaçlayan bir sisteme Frontex’in katılımını ve onun aracılığıyla da AB’nin dahil olmasını gündeme getirir. Araştırma, ajansın operasyonlarındaki ciddi izlenebilirlik ve şeffaflık sorunlarına –ki bu sorunlar 2011’de “temel haklar stratejisi”nin benimsenmesiyle çözümlenmemiştir— vurgu yapar.



  1. Frontex (2012) Genel Raporu 2011, s. 60.
  2. Hızlı Sınır Müdahale Ekipleri.
  3. Frontex Genel Raporu 2012.
  4. “Greek islands faced with fresh wave of illegal migrants”, Ekathimerini, 7 Ocak 2013; Avrupa Konseyi Palementerler Meclisi, Göç, Göçmen ve Yer Değiştirmiş Kişiler Komitesi (2013), “Migration and asylum: mounting tensions in the Eastern Mediterranean,” Raportör: Ms Tineke Strik.
  5. Frontex’den heyete gelen 05/03/2014 tarihli e-posta.
  6. Bkz: Ek 1, 2012-2014 başı arasındaki yıllar için Deniz Kazası Listesi
  7. Bu veriler gazete yazılarından ve “Geri itilmiş: Yunan-Türk kara sınırında ve Ege Denizi’nde mültecilere karşı sistemetik insan hakları ihlalleri” raporunun özetinden alınmıştır, Pro Asyl, 2013, s. 33. Kronoloji Mayıs 2014 başına kadar güncellenmiştir. Resmi verilerin yokluğunda, Ege Denizi’deki tüm deniz kazalarını yansıtmaz. Ölüm ve kaybolmaların sayısı özellikle belirsiz kalmaktadır. Eylül 2012’den Mayıs 2014 başına kadar belgelenmiş deniz kazalarının listesi bu raporun Ek’inde bulunabilir.
  8. AİHM, Hirsi Jamaa ve Diğerleri/İtalya (Başvuru No. 27765/09), 23 Şubat 2012.
  9. Médecins Sans Frontières (2014) “Invisible suffering."
  10. Pro Asyl (2013) “Pushed-Back: Systematic human rights violations against refugees in the Aegean Sea and at the Greek-Turkish land border,” Uluslararası Af Örgütü (2013) “Frontier Europe : Human rights abuses on Greece’s border with Turkey.”
  11. a.d.e. 4
  12. AB Temel Haklar Ajansı (2013) Fundamental rights at Europe’s southern sea borders (özet).
  13. Birleşmiş Milletler Göçmenlerin İnsan Hakları Özel Raportörü (2013) “Regional study: management of the external borders of the European Union and its impact on the human rights of migrants” ve Yunanistan ve Türkiye için ilave görev.
  14. Avrupa Birliği Konseyi Genel Sekreterliği, 10327/13, 3 Haziran 2013.
  15. AİHM, M.S.S./Yunanistan ve Belçika (N° 30696/09), 21 January 2011; ECtHR, Ghorbanov ve Diğerleri/ Türkiye (N° 28127/09), 3 Aralık 2013; AİHM, Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye (N° 30471/08), 22 Eylül 2009.
  16. Bkz. Frontexit kampanyasının web sayfası.

Raporlar.jpg
Raporlar

Konuya Göre: Türkiye · Suriye · Yunanistan · Avrupa · Ortadoğu · Afrika · Asya · LGBTT · İklim Mültecileri
Yıllara Göre: 1999 · 2000 · 2001 · 2002 · 2003 · 2004· 2005 · 2006 · 2007 · 2008 · 2009 · 2010 · 2011 · 2012 · 2013 · 2014 · 2015 · 2016 · 2017 · 2018 · 2019