Halkların Köprüsü - Edirne Dağıtım ve Gözlem Raporu

madde14 sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara

Halkların Köprüsü Derneği tarafından hazırlanan ve 17 Mart 2020 tarihinde yayınlanan "“Edirne Dağıtım ve Gözlem Raporu"nun tam metnini aşağıda bulabilirsiniz.

Raporun Türkçe tam metni için tıklayınız.
Raporun Ingilizce tam metni için tıklayınız.

Association of Bridging Peoples - Report from the Turkish-Greek border Edirne




Halkların Köprüsü Derneği - Edirne Dağıtım ve Gözlem Raporu 17 Mart 2020 Halkların Köprüsü Derneği olarak Pazarkule sınır kapısında yaşanan vehameti yerinde görmek, mültecilerle dayanışmak ve yüzlerce gönüllümüzün yaptığı bağışları mültecilere iletmek üzere 7 Mart 2020 tarihinde Edirne’ye gidildi. Burada yapılan dağıtımın yanı sıra, yerel yönetimdeki görevlilerden sürece ilişkin bilgi alınarak, sınırdaki mültecilerle görüşmeler gerçekleştirildi. Edirne ziyaretimiz sonucunda elde edilen bilgiler şöyledir: Edirne’ye gitme kararı aldığımız ve bu kararımızı duyurduğumuz andan itibaren maddi ve manevi çok sayıda destek ve dayanışma mesajları aldık. Öncelikle sınır bölgesinde bulunan gönüllü ve görevli dostlarımızdan aldığımız bilgiler doğrultusunda acil ihtiyaç listesi oluşturuldu. Bu liste içinde ağırlıklı olarak gıda poşetleri, su, bebek bezi, bebek maması, çocuk ayakkabısı, kadın pedi, hijyen malzemeleri, giysi gibi temel ihtiyaçlar vardı. Yaklaşık bir hafta içerisinde ihtiyaç listesindeki bütün malzemeler temin edildi. Dernek gönüllüsü dostlarımızın desteğiyle bu malzemeler, 6 Mart 2020 Cuma gecesi otobüse yüklendi ve 26 gönüllüyle birlikte Edirne’ye doğru yola çıkıldı.

Karaağaç’a yaklaştıkça neredeyse her yol ayrımında ve köprü girişinde polis kontrolü olduğu görüldü. Pazarkule sınır kapısına giden yolların bir kısmının kapatıldığı, girişlerin tek bir yoldan verildiği ve basın mensuplarının geçişine bir noktadan sonra izin verilmediği gözlemlendi. Sınır kapılarının mültecilere açıldığı haberlerinin ardından Türkiye’nin farklı şehirlerinden birçok mültecinin yerleşik düzenini bırakıp, Edirne sınır kapısına geldiği tespit edildi. Yerelden aldığımız bilgiler ise Meriç nehri kenarının tamamen boşaltıldığı, sınırdaki mültecilerin koşullarının çok kötü olduğu ayrıca otogarda bulunan 500 kişilik bir mülteci grubunun ihtiyaçlarının büyük oranda karşılandığı şeklindeydi. İhtiyaçların Dağıtımı Bölgede AFAD ve Kızılay gibi devletin resmi kurumları haricinde dağıtım izni verilmediği ifade edildiğinden, dağıtım yapılabilecek uygun bir yer arayışı oldukça uzun sürdü. İletişim kurulan Iraklı bir mültecinin yardımıyla merkeze gelen mültecilere dağıtım yapabilecek bir sokak tespit edildi. Malzemeler araçtan indirilmeye başlandığı zaman mülteciler, çok hızlı bir şekilde dağıtım alanında toplandılar. Önceden hazırlanan gıda poşetlerinin içine ekmek ve su eklenerek yarım saat dağıtım yapılabildi. Çünkü dağıtım, polis tarafından yasak olduğu gerekçesiyle engellendi. Yine polis tarafından malzemelerin AFAD veya Kızılay’a teslim edilmesi gerektiği ifade edildi.


Böylece buradaki dağıtım sona erdirilerek dağıtım yapılabilecek yeni bir alan tespit edildi. Mültecilerin sınırdan Karaağaç’a alışveriş yapmak için kullandıkları ve yoğun geçişlerin olduğu toprak yolda, otobüsteki tüm ihtiyaç malzemeleri mültecilere dağıtıldı. Dağıtım sırasında herhangi bir izdiham yaşanmadığı gibi mültecilerin birbirlerinin haklarını ve önceliklerini gözeterek hareket ettikleri gözlemlendi. Onların dikkat ve hassasiyetleri sayesinde dağıtım süreci sorunsuz ve hızlı bir şekilde sonlandırıldı. Dağıtım esnasında mültecilerden alınan bilgiler doğrultusunda en çok ihtiyaç duyulan malzemelerin mont, ayakkabı, naylon, pirinç unu, helva ve maske olduğu tespit edildi. Karaağaç’taki Gözlemlerimiz Sınırdaki mültecilerin alışveriş için merkeze gelmeleriyle birlikte öğleden sonra bir hareketlenme başladı. Mültecileri her gün Karaağaç’a getiren sebebin sadece yiyecek ve içecek temin etmek olmadığı, bu ihtiyaçların yanı sıra özellikle telefon, şarj ve powerbank gibi ihtiyaçların da çok önemli olduğu tespit edildi. Bazı mülteciler telefonun çok acil bir ihtiyaç olduğunu ve telefonlarını buralardaki kafelerde şarj etmeye çalıştıklarını ifade ettiler. Ancak kafelerde telefonlarını şarj etmek isteyen mültecilerin polisin müdahalesiyle yerlerinden kaldırıldığı, kafelerde oturmalarının fiili olarak yasaklandığı görüldü. Yerel halkın bir kısmının bu durumu fırsata çevirdikleri, bir kısmının ise polisten gizli bir şekilde mültecilere destek oldukları gözlemlendi.

Ayrıca yerel halkın bir kısmının, sınırdan gelen mültecilerin aldıkları temel ihtiyaç malzemelerini taşımak için para karşılığı at arabası ve motosiklet ile taşımacılık yaptıkları ve bu hizmet için mültecilerden kişi başı 15-50 TL arasında ücret talep ettikleri gözlemlendi. Sınıra daha yakın bölgede ise telefon şarj etmek için elektrik, kullanılmış giysi, ayakkabı ve yiyecek sattıkları tespit edildi. Yerel halkın bu satışlar için küçük bir pazaryeri kurduğu ve bu alanın zabıta araçları tarafından denetlendiği gözlemlendi. Son olarak bölgedeki marketlerin normal fiyatların çok üstünde satış yaptıkları tespit edildi. Sadece bir marketin normal fiyattan satış yaptığı ve merkeze gelen mültecilerin bu marketin önünde uzun bir kuyruk oluşturdukları, marketten genellikle su ve ekmek alarak çıktıkları gözlemlendi. Tampon Bölgedeki Gözlem ve Tespitlerimiz Dağıtımdan sonra, içinde mültecilerin de olduğu küçük bir heyet oluşturularak sınırdaki kamp alanını ve mevcut durumu gözlemlemek üzere sınır bölgesine doğru yola çıkıldı. Mülteciler dışında sınıra gidilmesi polis tarafından engellendiği için yola çıkan heyet, sınırda ve kamp alanında Türkçe konuşmamak konusunda mülteciler tarafından özellikle uyarıldı. Zira Türk kolluk güçleri fark ederlerse hemen sınırdan uzaklaştırıyorlardı. Bu yolculukta, sınır ve Karaağaç merkez arasında yer alan rotadaki sirkülasyonun çok yoğun olduğu görüldü. Mültecilerin kaldığı bölge polis barikatıyla kapatılmıştı ama Yunanistan sınırına yaklaşık 20 metre kala barikattaki boşluktan mültecilerin giriş çıkışı mümkün olabiliyordu. Bu esnada askeri bir aracın alana doğru motorlu bir şişme bot götürdüğü gözlemlendi. – Toprak yoldan sınıra kadar giden bölgedeki kampın içinde binlerce mültecinin kuyrukta olduğu görüldü. Kilometreler boyunca devam eden bu kuyruğun yemek ve tuvalet ihtiyacı için olduğu tespit edildi.

– Orada bulunulan süre içinde yaklaşık olarak 5 dakikada bir Yunanistan tarafından mültecilerin üzerlerine gaz bombası atıldığı, özellikle çocukların ve yaşlıların bu durumdan çok kötü etkilendiği gözlemlendi. – Yunan askerlerinin, gaz, su ve plastik mermi ile müdahale ettikleri görüldü. Bu müdahale karşısında mültecilerin de gaz fişeklerini elleriyle alıp geri attıkları bir grup mültecinin ise nöbetleşe bir şekilde sınırdaki çitlere ip bağlayarak, çiti devirmeye çalıştıkları gözlemlendi. Bu alanda yoğun bir şekilde gaz ve tazyikli su ile saldırı söz konusuydu. – Mülteciler Yunan askerlerine, Yunan askerleri mültecilere sürekli olarak karşılıklı taş atıyordu. – Sınırdaki çatışma bölgesinden topladığımız gaz fişeklerinin bir kısmının Türkiye menşeli olması dikkat çekiciydi. – Sınır bölgesinde görüntü almak yasaktı. Polisler tarafından heyete oradan uzaklaşılması gerektiği söylenerek, bir daha bu alana gelinmemesi konusunda uyarıldı.


Mültecilerle Görüşme Pazarkule sınır kapısındaki gözlemlerin yanında mültecilerle de görüşmeler yapıldı ve yaşadıkları durum hakkında bilgi alındı. Görüştüğümüz mültecilerden bazıları;

– Kendilerine Yunanistan’a geçebilecekleri söylendiği için sınıra geldiklerini, böyle bir muamele beklemediklerini, sınıra geldiklerinden bu yana sağlık hizmeti başta olmak üzere hiçbir ihtiyaçlarının karşılanmadığını, – Türk askerlerinin Yunanistan sınırı için kendilerine, “Siz kapıyı kırın biz destek oluruz” dediklerini, kapıyı kırmaya kadınlar ve çocuklarla gitmelerinin söylendiğini, Türk askerinin, uyuyan mültecileri tekmeleyerek “böyle uyursanız tabii size kimse kapıyı açmaz” diye uyandırdıklarını, – Sınıra gittikten 3 gün sonra Yunan askerinin attığı (kırmızı) biber gazı nedeniyle bazı mültecilerin bayıldığını, birçoğunun nefes alamadığını, bir kadının bebeğini düşürdüğünü ve defalarca aramalarına rağmen ambulansın gelmediğini, – İhtiyaçları için çoğu zaman köye geçmelerine bile izin verilmediğini, bazı arkadaşlarının otobüslerle “sizi İstanbul’a götürüyoruz” diye nehir kenarına götürüldüklerini ve bu şekilde kendilerinin Yunanistan’a karşı koz olarak kullanıldıklarını, – Kampta tuvalet ve duşların yetersiz olduğunu, uzun kuyruklar nedeniyle sabah 9’da girdikleri yemek sırasında akşam saat 6‘da yemek alabildiklerini, yemek dağıtımının keyfi yapıldığını, zaman zaman sınırdan geçmeye teşvik için erkeklere yemek verilmediğini, – Her gün ve özellikle geceleri Yunan askerleri ve mülteciler arasında çatışma yaşandığını, Yunanistan tarafından gaz ve tazyikli suyla saldırı gerçekleştirildiğini, – Çatışma alanı ile çadırların kurulduğu bölge kesiştiği için mültecilerin devamlı gaz altında yaşadıklarını, – Sınırdaki bekleme noktasında çatışmalar sırasında ölen ve kaybolan çocuk ve yetişkinlerin olduğunu, ayrıca on binlerce kişi için sadece 1 adet mobil hastane bulunduğunu, – Sınırdan Karaağaç merkeze doğru tarlaların içinden bir yürüme yolu olduğunu, günün belli saatlerinde bu yoldan geçişe kolluk kuvvetleri tarafından göz yumulduğunu ifade ettiler. Ayrıca konuştuğumuz mültecilerden birisinin göz kenarında, deri altında saçma kaldığı, bir diğerinin üzerindeki kazakta plastik mermi delikleri olduğu görüldü. Tedavi için hastaneye götürmeye çalıştığımız mülteci, geri dönememekten korktuğu için ikna edilemedi.


SONUÇ: Burada gördüğümüz manzara bir insanlık trajedisidir. Devlet tarafından sınıra yönlendirilen veya devlet eliyle götürülen insanların en temel ihtiyaçları bile karşılanmamıştır. Sınır bölgesinde çok ciddi insan hakları ihlallerine maruz kalan mülteciler, hayati tehlike ile karşı karşıya bırakıldılar. Bütün bu olumsuzluklara rağmen bir arada kalarak dayanışmayla ayakta kalmaya çalışan mültecilerin temel insani gereksinimleri için gönüllülerin desteğine ihtiyaç duyması, durumun vehametini göstermektedir. Esas olarak devletlerin çözmesi gereken bu mesele, bizatihi devletlerin kendi elleriyle devasa boyutlara ulaşmakta ve bir krize dönüştürülmektedir. Siyasi bir karar değişikliği ile sınıra bırakılıveren binlerce insan açlığa ve susuzluğa mahkum edilmiştir. Oysaki bu siyasi karar neticesinde sınıra yığılan binlerce insanın açlık, susuzluk ve hastalıkla karşı karşıya kalacağını öngörmek hiç de zor değildi. Her yönüyle apaçık olan bu gerçeğe rağmen uluslararası yasaların yükümlülükleri çerçevesinde “misafir” olarak adlandırılan bu insanlar çaresiz bir şekilde iki sınır arasında arafta bırakıldılar. Halkların Köprüsü olarak, her ne kadar bu dayanışma çabasıyla, 10 bin ile 20 bin gibi rakamların telaffuz edildiği sınır bölgesinde, 500 ile 1000 arasında mülteci dostumuzla temas edebilmiş olsak da, bizler, gönüllü dayanışma ağlarıyla onların temel ihtiyaçlarını bir nebze olsun gidermeye devam edeceğiz.

Buradan AB ülkelerine sesleniyoruz; Mültecileri almamak için harcadığınız enerji ve imkanları savaşın olmaması için harcasaydınız, bugün savaşın yıkıcılığını bu kadar hissetmez ve belki de bu insanlar göç etmek zorunda kalmazlardı. O halde yapacağınız tek şey var; sınırlarınızı açın ve mültecilere yaşam hakkı tanıyın!




Raporlar.jpg
Raporlar

Konuya Göre: Türkiye · Suriye · Yunanistan · Avrupa · Ortadoğu · Afrika · Asya · LGBTT · İklim Mültecileri
Yıllara Göre: 1999 · 2000 · 2001 · 2002 · 2003 · 2004· 2005 · 2006 · 2007 · 2008 · 2009 · 2010 · 2011 · 2012 · 2013 · 2014 · 2015 · 2016 · 2017 · 2018 · 2019 · 2020