Migreurop - Avrupa'nın Katil Sınırları

madde14 sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara

Migreurop tarafından 2009 yılında yayınlanan Avrupa'nın Katil Sınırları (Europe’s Murderous Borders) başlıklı raporun giriş bölümünü aşağıda bulabilirsiniz.


Raporun İngilizce tam metni için tıklayınız.

Raporun Türkçe tam metni için tıklayınız.




Giriş
Türkiye ve Yunanistan, Trakya’da Meriç Nehri’nin oluşturduğu kara sınırı ve Ege Denizi’ndeki deniz sınırı olmak üzere toplam 206 kilometrelik bir sınırla birbirinden ayrılır. Türkiye kıyılarına yalnızca birkaç kilometre uzaklıkta birçok Yunan adasının varlığı ise, iki ülke arasındaki deniz sınırının tam olarak belirlenmesini oldukça karmaşıklaştırır.


Her yıl bu sınırları geçen göçmenlerin 150.000 civarında olduğu tahmin edilmektedir[1]. Sınır hem deniz yoluyla, hem de gerek yaya olarak ve gerekse tırlar veya otobüslerde saklanarak Meriç Nehri’nin diğer tarafına geçmek suretiyle kara yoluyla geçilmektedir. Bu göçmenlerin büyük çoğunluğu Orta Doğu’dan (Afganistan, Irak, İran, Filistin) ve Asya’dan (Hindistan, Pakistan) gelmekte olup, Sahra Altı Afrika (Somali, Nijerya) ve Mağrib ülkelerinden gelenlerin sayısı da giderek artmaktadır.


Yunan makamlarınca Avrupa Komisyonu’na sunulan tahminler, yasadışı şekilde Yunan topraklarında yakalanan yabancıların sayısında önemli bir artış olduğuna işaret ediyor: 2004’te 43.834 olan bu sayı 2007’de 112.364’e yükselerek %162’lik bir artış göstermiştir[2].


Türk-Yunan sınırını geçen göçmenlerin sayısındaki bu artış, başta İspanya’nın Kuzey Afrika’daki toprakları olan Ceuta ve Melilla ve Kanarya Adaları olmak üzere, Avrupa Birliği’ne diğer giriş noktalarındaki denetimlerin sıkılaştırılmasının bir sonucudur. Ne var ki, bir yandan da Yunanistan-Türkiye sınırındaki denetimlerin sıkılaştırılması göçmenler için sınırı geçmeyi oldukça tehlikeli bir hale sokuyor. Kara sınırını yaya olarak geçmeye çalıştıklarında mayınlı bölgeler dolayısıyla riskli durumlarla karşılaşan göçmenler, deniz sınırını da eğreti teknelerle (çoğunlukla şişme botlarla) geçmeye çalışırken birçok değişik tehlikeyle karşı karşıya kalıyorlar.


Yalnızca Yunanistan-Türkiye sınırında değil, Yunanistan-İtalya veya Yunanistan-Makedonya arasında da sınır denetimlerinin sıkılaştırılmasıyla, normalde bir ülkeden diğerine basit bir geçiş şeklinde olması gereken süreç, bu “yerleşemeden yerleşen” göçmenler için yüksek maliyeti ve getirdiği riskler dolayısıyla Avrupa’nın kapılarında bir bekleyişe ve aylar, hatta yıllar süren bir ‘göçebelik’ sürecine dönüşmektedir. Dahası bu uzun bekleyiş, göçmenlerin zaman zaman yabancılar için kurulmuş gözaltı merkezlerinde alıkonulmalarıyla da bölünebilmektedir.


Başka bir Avrupa ülkesine girmek amacıyla Yunanistan’dan ayrılmayı başarabilen göçmenler Dublin II Yönetmeliği uyarınca geri gönderilme riskiyle karşı karşıya kalmakta, bu kapsamda binlerce göçmenin parmak izi Yunan makamlarınca alınıp kayıtlara geçirilmektedir.


EURODAC[3] veritabanında depolanan ve tüm Avrupa Birliği (AB) üye ülkelerinin polis güçlerince denetim edilebilen bu parmak izleri, göçmenlerin de belirttiği gibi, onları “mahkum etmektedir”: Bu uygulama, sığınma başvurusu yapmak isteyenler için başvurularının kabul edilmesinin neredeyse imkansız olduğu Yunanistan dışında hiçbir seçenek bırakmazken, bu ülkede kalmak istemeyenleri de diğer Avrupa ülkelerindeki ‘belgesizlerin’ saflarına katılmaya mecbur bırakmaktadır. 2007 yılında Yunanistan’da kayıtlara geçirilen 25.113 sığınma başvurusundan yalnızca % 0,04’ü ‘birinci değerlendirme’de kabul edildi (138 kişi)[4]. Yunanistan 2008 yılında değerlendirmeye aldığı 29.573 sığınma başvurusundan yalnızca 14’üne mülteci statüsü vermiştir.


Hem Yunanistan’da hem de Türkiye’de ‘istenmeyen’ durumuna düşen göçmenler bu ülkelerden bir an önce çıkmaya çalışırken çoğunlukla tuzağa düşmektedir. Belli bir yerdeki göçmen sayısı Yunan makamlarınca ‘tahammül edilebilir’ sınırların üzerine çıktığı anda göçmenlerin yoğun bir şekilde ikamet ettiği büyük şehirlere ‘baskınlar’ düzenlenmekte, göçmenlerin kara sınırından ve Meriç nehri yoluyla geri gönderilmesi suretiyle hiçbir şekilde yasal olmayan geri dönüş operasyonları gerçekleştirilmektedir. Yunanistan’daki ikametlerini hiçbir şekilde kanıtlayamayan bu göçmenlerin bir bölümü Türkiye’de gözaltı merkezlerinde alıkonma riskiyle karşı karşıya kalırken, başta Afganistan ve Irak vatandaşı olan bir diğer bölümüyse ülkelerine geri gönderilme tehlikesiyle karşılaşmaktadır.


Yukarıda bahsedilen Avrupa Komisyonu raporuna göre, Yunanistan düzensiz göçmenleri sınırdışı etme ve üçüncü ülkelere gönderme konusunda başı çekmektedir. 2005-2007 yılları arasında 141.777 düzensiz göçmenin Yunanistan tarafından başta Arnavutluk ve diğer eski Yugoslavya ülkeleri olmak üzere üçüncü bir ülkeye gönderildiği biliniyor.


Metodoloji ve Araştırmanın Uygulanması
Bu konudaki raporların ve halihazırda elde edilmiş verilerin incelenmesinin ardından iki alan araştırması gerçekleştirildi. Türkiye’deki ‘Gerçekleri Araştırma Misyonu’ Clémence Durand tarafından, Migreurop ağı ve Helsinki Yurttaşlar Derneği ortaklığında, HYD’nin Echanges et Partenariats (Değişimler ve Ortaklıklar)’ın sağladığı değişim ve hareketlilik projeleri sayesinde başlattığı Mültecilere Hukuki Destek Projesi (MHDP) kapsamında gerçekleştirildi.


Bu rapor, Türkiye’de çoğunlukla İstanbul’da ve geçiş sürecindeki birçok göçmen topluluğunun ikamet ettiği Aksaray’da yapılan beş aylık bir saha çalışmasının sonucudur. Bu araştırma, göçmenlerle yapılmış olan görüşmelere ve daha önce yapılmış göçmen beyanları hakkında tutulan raporlara dayanmaktadır. HYD/MHDP bünyesinde gerçekleştirilen çalışma da Türkiye’de uydu kentlerde kalan sığınma başvurusu sahipleriyle iletişime geçilmesine katkıda bulunmuştur[5]. Araştırma, Yunanistan’a geçme girişimlerinden önce birçok göçmenin geçici olarak kaldığı bir semt olan Basmane’de (İzmir), bir buçuk haftalık bir sürede gerçekleştirilmiştir (göçmenlerle yapılan bu görüşmeler Basmane’deki otellere yapılan ziyaretler sırasında gerçekleştirilmiştir)[6]. Bunlara ek olarak, İstanbul’daki HYD/MHDP ve İzmir’deki Mülteci-Der gibi göçmen hakları savunucusu grupların üyelerinin tanıklığına da başvurulmuştur.


Türkiye’de gözaltı merkezlerinin ziyaret edilmesi mümkün olmadığı için bu merkezler hakkındaki bilgi bu yerlerde bir süre kalıp çıkmış olan göçmenlerin tanıklığına başvurularak toplanmıştır. Jandarma ve Sahil Güvenlik yetkililerine gönderilen görüşme isteklerine ise cevapsız kalmıştır.


Yunanistan’daki ‘Gerçekleri Araştırma Misyonu’ ise bir İtalyan gazetesi olan Il Manifesto için bölge hakkında hazırlanan bir raporun parçası olarak Sara Prestianni tarafından gerçekleştirildi. Türkiye’deki durumun aksine gözaltı merkezleri ziyaret edilmiş olmasına rağmen, bu ziyaretler sırasındaki koşullar (tüm ziyaret boyunca yetkililerin gözetiminde olmak gibi) görüşmelerin rahatça yapılmasına ve yeterince bilgi toplanmasına olanak tanınmamış, ve göçmenlerle yapılabilen tüm görüşmeler çok kısa sürmüştür. Şubat 2009’da gerçekleştirilen bu 15 günlük kısa saha çalışması (fotoğraflı bir raporla tamamlanarak) aşağıdaki program doğrultusunda yapılmıştır:


2-4 Şubat: Patras kampına ziyaret. Göçmenlerle ve Médecins sans frontiérs (Sınır tanımayan doktorlar)’dan tıbbi-sağlık yetkilileriyle görüşmeler.
3 Şubat Salı: Liman polisi eşliğinde Patras Limanı’na ziyaret (polis memurları ve sahil güvenlik ile görüşmeye izin verilmedi).
5 Şubat Perşembe: Sisam Adası’nda bir polis yetkilisiyle görüşme, gözaltı merkezine ziyaret (göçmenlerle kısa görüşmeler).
6 Şubat Cuma: Sisam sahil güvenliğinden bir yetkiliyle görüşme.
10 Şubat Cuma: Komotini Polisi’nden Tuğgeneral Sayın Apostolos Karagiozidis’le görüşme, Venna gözaltı merkezine ziyaret (göçmenlerle ve merkezin doktoruyla görüşmeler).
12 Şubat Salı: Orestiada Polis Müdürü’yle görüşme. Fellakio gözaltı merkezine ziyaret (Orestiada’dan 30 km uzaklıkta). Gözaltında tutulan göçmenlerle ve merkezin psikoloğu ve müdürüyle görüşmeler.
13 Şubat Çarşamba: Göç meselelerinden sorumlu İçişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Roklos Georgiades’le görüşme.




  1. Yunan İçişleri Bakanlığı’nca yapılan tahmin.
  2. Avrupa Komisyonu, Yasadışı göç, yasadışı ikamet eden kişilerin geri dönüşü, insan kaçakçılığı ve ticareti, ve dış sınırlar hakkında ortak bir politika geliştirilmesine dair Üçüncü Yıllık Rapor, 9 Mart 2009.
  3. Avrupa Komisyonu Düzenlemesi no. 2725/2000, 11 Aralık 2000 Konsey Kararları, Eurodac. Eurodac, hukuki bir düzenleme olmaktan öte, belli başlı kategorilere ayrılan yabancıların altı parmağından alınan parmak izlerinin depolandığı ilk biyometrik veritabanıdır.
  4. Dublin Yönetmeliği’ne gore sığınmacıların Yunanistan’a dönüşüne dair BMMYK Genelgesi, 15 Nisan 2008, http://www.unhcr.org./cgi-bin/texis/vtx/refworld/rwmain?docid=4805bde42
  5. Sığınma başvurusu sahipleri, Türkiye’de İçişleri Bakanlığı tarafından, ikamet etmek üzere farklı şehirlere yerleştirilmektedir. Bu uydu kentlerin sayısı her yıl değişiklik göstermekle beraber, an itibariyle Türkiye’de yaklaşık otuz adet uydu kent bulunmaktadır.
  6. Birkaç birebir görüşme dışında (tümü veya bir kısmı deşifre edilen 15 kadar görüşme), tercih edilen metod yüz yüze veya grup içerisinde açık uçlu görüşmeler yapmaktan yana olmuştur.

Raporlar.jpg
Raporlar

Konuya Göre: Türkiye · Suriye · Yunanistan · Avrupa · Ortadoğu · Afrika · Asya · LGBTT · İklim Mültecileri
Yıllara Göre: 1999 · 2000 · 2001 · 2002 · 2003 · 2004· 2005 · 2006 · 2007 · 2008 · 2009 · 2010 · 2011 · 2012 · 2013 · 2014 · 2015 · 2016 · 2017 · 2018 · 2019