UAÖ - Malezya'da Mültecilere Hakları Verilmiyor

madde14 sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara

Uluslararası Af Örgütü tarafından Temmuz 2010 tarihinde yayınlanan "İstismar ve Terk Edildiler; Malezya'da Mültecilere Hakları Verilmiyor" başlıklı raporu aşağıda bulabilirsiniz. 


Raporun İngilizce tam metni için tıklayınız.




GİRİŞ


Malezya, birçoğu sonunda ülkenin şehir merkezlerinde yaşamını sürdürmeye başlamış 90 bin ila 170 bin arasında mülteci ve sığınmacanın ‘evi’ konumunda. Bu insanlar Malezya’ya işkence, idam ya da ölüm tehdidi gibi olaylardan kaçıp güvende olabilmek için geliyorlar. Ancak ülkeye geldikleri andan itibaren kötü muameleye tabii tutuluyor, suistimal ediliyor, tutuklanıyor ve suçlu muamelesi görüyorlar.


Malezya resmi olarak mülteci statüsünü tanımıyor, bu nedenle kendini uluslararası yükümlülükleri açısından zora sokuyor ayrıca; mülteci ve sığınmacılar konusunda insan hakları için büyük bir risk yaratıyor. Mülteci ve sığınmacılar Malezya’da hala ‘yasadışı’ göçmenler olarak görülüyorlar. Resmi yasal bir statüleri ya da çalışma hakları yok. Hükümetin son dönemlerde verdiği sözlere rağmen, hergün tutuklanma, kötü koşullarda göz altında tutulma ve işkence ya da kötü muamele görme riski altında yaşıyorlar. Sürekli olarak tüm haklarının yok sayılabileceği hatta öldürülebilecekleri bir ülkeye geri dönmeye zorlanma korkusu duyuyorlar.


Malezya henüz resmi olarak uluslararası mülteci ve insan hakları standartlarını tanımadı, ancak bu mülteci ve sığınmacılara karşı hiçbir sorumluluğu olmadığı anlamına gelmiyor. Malezya’nın insanları geri döndüklerinde öldürülme riski altında oldukları ülkelere geri göndermeyeceği konusunda garanti vermesi gerekli.


Malezyalı otoritelerin gereken koruma ve yardımı sağlayamaması üzerine BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) devreye girdi. Ancak, sınırlı maddi kaynak ve zorlu çalışma ortamı düşünüldüğünde mülteci nüfusunun ihtiyaçları UNHCR’nin herkese eşit şekilde cevap verebilmesi için çok fazla olabilir. Otoritelerin mültecileri resmi olarak tanımaması durumunda UNHCR’nin onları kayıt altına alması ve destek vermesi hayati önem taşıyor. Son dönemlerde olumlu gelişmeler olmakla birlikte, mültecilerin kimliklerinin belirlenmesi ve kayıt altına alınması hala çok zorluk yaratan bir konu olmaya devam ediyor.


Mülteciler kayıt altına alınsa da statülerine otoritelerce saygı gösterilmiyor. Dahası, gözaltındaki kişilere UNHCR’nin ulaşması ve mültecilerin serbest bırakılmasının sağlanması konusunda birçok problemle karşılaşılıyor. Mültecilerin korunmasını sağlamak için acilen harekete geçilmeli ve uzun soluklu çözümler bulunmalı. Bu çözümler arasında 3. dünya ülkelerindeki mevcut yerleştirme yerlerinin arttırılması mutlaka yer almalı, bu şu anda Malezya’daki mülteciler için de en öncelikli adım.


Bu rapor Malezya’daki mülteci ve sığınmacıların maruz kaldığı insan hakları ihlallerini konu alıyor. Bu haklara uluslararası standartlar dahilinde saygı duyulmalı. Bu standartları yansıtan tutarlı bir göçmen politikası hükümet bakanlıkları, yerel otoriteler ve hukuku uygulayan mercilerce benimsenmeli. Ancak bu şekilde mülteci ve sığınmacılar gözaltında tutulmaktan, istismar edilmekten ve haklarından hatta hayatlarından olabilecekleri ülkelerine zorla geri gönderilmekten korunabilir.



METODOLOJİ


Bu raporda Malezya’ya Temmuz 2009 ve Mart 2010’da yapılan ziyaretler sırasında yürütülen araştırmalar kaynak olarak kullanılmıştır. Bu iki ziyaret sırasında Uluslararası Af Örgütü mültecilerle, sığınmacılarla, göçmenlerle, devlet yetkilileriyle, işçilerle, avukatlarla ve sivil toplum örgütleri çalışanlarıyla görüştü. Temmuz 2009’da Uluslararası Af Örgütü’nün başkent Kuala Lumpur ve çevresindeki göçmenlerin alıkonulduğu 3 gözaltı merkezine girmesine izin verildi. UAÖ bu merkezlerden birinde düzenlenecek özel bir mahkeme öncesi tutanakları inceledi ve Çalışma Departmanı ile Endüstriyel İlişkiler Departmanı’nın sağladığı devam eden ve tamamlanmış yargılamalarla ilgili tutanakları gözden geçirme fırsatı buldu. Uluslararası Af Örgütü, bu ziyaretlerde kendisiyle konuşmak için zaman ayıran herkese teşekkür etmektedir.



MÜLTECİ TOPLULUKLAR


Malezya önemli sayıdaki mülteci ve sığınmacı için bir varış yeri ya da geçiş ülkesi durumunda. Kamuya açık istatistikler olmadığı için bu nüfusun büyüklüğü tam olarak bilinemiyor. Tahminler ise 90.000 ile 170.000 arasında değişiyor. UNHCR verilerine göre bu nüfusun büyük bir kısmı Myanmar’dan geliyor.


Şubat 2010’un sonunda UNHCR 18.500’ü çocuk olmak üzere 82.400 sığınmacı ve mülteciyi kayıt altına aldığını açıkladı. Ancak, aynı zamanda gözardı edilemeyecek sayıda kişinin kayıtdışı yaşamaya devam ettiğini bildirdi.


Mülteci ve sığınmacı olarak kayda geçirilenler ülkede yaşayan Malezya kökenli olmayan nüfusun çok küçük bir kısmını oluşturuyor. Malezya’da resmi olarak tahminen 2.2 milyon göçmen işçi ve bir 2.2 milyon daha kayıt dışı göçmen işçi var. Şuan bilemediğimiz ise gerçekte mülteci olan ya da henüz sığınma talep etmeyen göçmen işçi nüfusunun oranı.



ULUSLARARASI STANDARTLARIN BENİMSENEMEMESİ
Malezya uzun süredir uluslararası standartları kabul etmemekte ve mültecilerin ve sığınmacıların haklarının tanımamakta. Malezya mültecilerin korunmasında başta gelen uluslararası belgelerden biri sayılan mültecilerin statülerini konu alan 1951 BM Konvansiyonu’na ya da 1967 Protokolü’ne muhatap devletler arasında yer almıyor. Malezya aynı şekilde aşağıdakilere de muhatap değil:


Buna rağmen Malezya hala uluslararası hukuka bağlı bir ülke ve bu nedenle mültecilerin korunması konusunda temel ilke olan ‘geri göndermeme’ ilkesine saygı duymalıdır. Geri göndermeme şu anlama gelmektedir; insanlar işkence görecekleri ya da diğer insan hakları ihlallerine maruz kalacakları bir ülkeye geri döndürülemez, ne de sınırda ülkeye girişleri reddilebilir. Bu prensip zorla geri gönderilme durumlarında, ve aynı şekilde insanların mülteci koruması için garanti vermeyen başka bir ülkeye gönderildiği diğer dolaylı durumlarda dile getirilir.


Malezya’nın aynı zamanda imzaladığı bazı anlaşmalara bağlı olarak da çeşitli yükümlülükleri bulunuyor. Malezya BM Çocuk Hakları Sözleşmesi (CRC)’ne muhatap bir devlet ve bu sözleşme Malezya’nın mülteci çocuklar ile ilgilenmesini gerektiriyor. CRC’nin 22. maddesine göre, hükümet mülteci ve sığınmacıların çocuklarına aktif biçimde destek sağlamalı.


Vietnam mülteci krizinden bu yana Malezya UNHCR ile insani sebeblerden ötürü işbirliği içinde oldu ve UNHCR burada mülteci ve sığınmacılar konusunda öncelikli sorumlu kurum haline geldi. Sınırlı kapasitesine rağmen UNHCR mülteci ve sığınmacıların kayıt altına alınması, belgelendirilmesi ve statülerinin belirlenmesi için kaynak yaratmakta. Ayrıca birlikte çalıştığı sivil toplum örgütleri ile yürüttüğü bazı sınırlı programlar aracılığıyla uzun süreli çözümler üretmeye ve insani destek sağlamaya çalışmakta.


Uluslararası Af Örgütü hükümetten mülteci ve sığınmacılara ilişkin anlaşmaları tanımasını, bunlara iç hukukunda yer vermesini ve bunları hem politikalarına hem de uygulamaya dahil etmesini talep ediyor.



MÜLTECİLER ASLINDA YAŞAMIYORLAR
Malezya inatla sanki ülkede mülteci ve sığınmacılar yaşamıyormuş gibi davranıyor. Mültecilerle ilgilenilebilmesi için hiçbir kanuni ya da idari düzenleme yok ve Malezya kanunları mültecileri, sığınmacıları ve düzensiz göçmenleri birbirinden ayıracak düzenlemeler içermiyor. Mülteci ve sığınmacıların ülkede çalışabilmek için hiçbir yasal hakkı yok. Hiçbiri hükümetten yardım almıyor ve bazıları hayatta kalabilmek için kaçak şekilde çalışıyor.

Hükümet yetkilileri açık bir şekilde mülteci haklarını tanımayı reddettiler. Malezya göçmen yasalarının pençesine kapılan herkesi aleni biçimde cezalandırıyor. Mülteci ve sığınmacılar çeşitli cezalara çarptırılıyor, tacize uğruyor, kötü muamele görüyor ve her an ülkelerine geri gönderilme riski altında yaşıyorlar.



CEZALAR VE SIĞINMA HAKKI
Yukarıda belirtildiği gibi uluslararası hukuk çerçevesinde geri göndermeme ilkesine göre Malezya’nın sığınma talep eden kişilere izin vermesi gerekmekte. Ancak, Malezya sığınmacılara da mültecilere de kaçak göçmenlere de aynı şekilde muamele yapıyor. Hepsi de yasadışı kabul ediliyor ve çeşitli cezalara çarptırılıyorlar. Malezya’ya izinsiz girmek ve oturma izni olmadan kalmak 10.000 ringgit (2.915 Amerikan Doları) na kadar para cezasına, beş yıla kadar da hapis cezasına çarptırılıyor. Aynı ceza, dayak da dahil olmak üzere sınırdışı edildikten sonra yasadışı olarak yeniden ülkeye girenlere de uygulanıyor.


Vize dolduktan sonra kalmaya devam edilmesi durumunda da ülkeye yasadışı girişte olduğu gibi 10.000 ringgite kadar para ve beş yıla kadar hapis cezası uygulanıyor; sadece dayak bu cezanın dışında tutuluyor. Aynı ceza Malezya’ya hükümetin belirlediği bir göç kontrol bölgesinden giriş ya da çıkış yapmayanlara da uygulanılıyor.


Malezya Anayasası tutuklananların 24 saat içinde hakim karşısına çıkarılmasını ya da salıverilmesini emrediyor. Ne var ki, Malezya vatandaşı olmayan ve göçmen yasasına aykırı hareket etmekten tutuklananlar hakim karşısına çıkmadan 14 gün bile bekletilebiliyor. Daha sonrasında göçmenlerin gözaltında tutulduğu merkezlere gönderiliyorlar ve çok daha uzun süreler buralarda kalabiliyorlar.



GÖÇMENLİK BÜROLARI TARAFINDAN PARALARI GASP EDİLDİ VE İSTİSMAR EDİLDİLER

‘Polis sıksık beni durdurdu ve ayrıca paramı çaldı. Bazen polis bizi durdurur ve pasaportlarımızı görmek ister. Biz de bu durumda pasaport gösteremeyiz, bunun üzerine bize hapse gönderileceğimizi söylerler. Ancak onlara para verirsek gitmemize izin verirler. Bazen ceplerimizi ararlar. Ne bulurlarsa alırlar. Mesela cep telefonunuz varsa ve biraz para eden bir modelse hemen el koyarlar. Bu olaylar benim başıma birçok kez geldi.’


Myanmar’dan katolik Chinli mülteci, Temmuz 2009


Malezya göçmen yasalarını ve politikasını aşırıya kaçan şekillerde uyguluyor. Göçmen baskınları ve tutuklamalar devlet kurumlarınca ve garip biçimde çalışanlarını halkın içinden gönüllü başvuranların oluşturduğu polis kuvvetleri tarafından yapılıyor (Ikatan Relawan Rakyat ya da RELA). Bu tutuklamaların meşruluğu bile çok tartışmalı iken polis ve RELA mensuplarına kanun insanların kimlik belgelerini ve göçmenlik statülerini sorgulama yetkisi tanıyor. Bu baskınlar tutuklama, gözaltı ve diğer cezalarla sonlanabiliyor ve bunların sonunda bazı mülteciler geri de gönderilebiliyor.


Baskınlar her an her yerde yapılabiliyor. Mülteci ve sığınmacılar sürekli olarak bu baskınların ve doğurabilecekleri sonuçların korkusuyla yaşıyorlar. Uluslararası Af Örgütü evlere, havaalanına, iş yerlerine ve caddelere yapılan bu baskınlarda tutuklananlarla görüştü. Sivil toplum örgütleri bu insanların yetkililere işverenlerin ya da kurumların kötü muamelesini şikayet edip bu yüzden tutuklandıklarını dile getirdi.
Bu rutin baskınlara ek olarak her birkaç yılda bir hükümet geniş çaplı göçmen baskınları düzenliyor. 2010 Şubat sonu resmi olarak büyük bir baskın düzenleneceği duyuruldu ve yeni raporlara göre çok sayıda tutuklama yapıldı. Mart sonunda Uluslararası Af Örgütü 140 göçmen işçinin bu baskınlarda göz altına alındığını ve içlerinde UNHCR kartı taşıyan mültecilerin de bulunduğunu rapor etti.


Bu baskınlar ve göçmen kontrolleri sırasında ciddi şekilde sorgulanması gereken yöntemler kullanılıyor ve buna ek olarak taciz ve şiddet olayları çok sık görülüyor. RELA’nın yaklaşımı özellikle sorun teşkil ediyor. Etnik kökene göre oluşturulmuş bu deneyimsiz güç ‘şimdi tutukla, sonra sorgula’ mantığı ile hareket ediyor. Çoğunluğunu eğitimsiz kişilerin oluşturduğu RELA güçleri tutukladıkları insanları aşağılıyor, fiziksel şiddet uyguluyor, paralarını gasp ediyor. Uluslararası Af Örgütü şimdiye dek RELA görevlilerinin devlete hizmet etmekten ziyade yasadışı kişisel kazanç sağlamanın peşinde olduğunu düşündüren birçok duyum aldı.


Göçmenlik bürosu yetkilileri UAÖ’ne 2009 Ağustos’tan sonra RELA’nın göçmenler ile ilgilenen bir merci olmayı bırakacağını bildirdi. Göçmenlik Bürosu Genel Müdürü bu gücü daha fazla RELA’ya tanımayacaklarını söyledi. Ancak bu yazışmalar sırasında bile RELA eylemlerini her zamanki şekliyle yürütmeye devam ediyordu.


Temmuz 2009 ve Mart 2010 yılında RELA’nın göçmen kontrol ve baskınlarıyla ilgisini Uluslararası Af Örgütü bizzat gördü. Temmuz 2009’da RELA görevlilerinin başkent Kuala Lumpur’da geniş çaplı bir göçmen kontrolünde birçok kişiyi tutukladığı görüldü. Mart 2010’da bir Uluslararası Af Örgütü temsilcisi 40’a yakın RELA görevlisini Kuala Lumpur şehir merkezinde göçmenlik belgelerini kontrol ederken gördü.
Yerel kaynaklardan elde edilen bilgiye göre RELA birçoğu özellikle haftasonları olmak üzere düzenli baskınlar yürütmeyi sürdürüyor. 20 Mart 2010’da yerel Tenaganita sivil toplum örgütü çalışanları RELA’nın ofisleri yakınında 20’ye yakın kişiyi tutukladığını gördüğünü bildirdi. Aynı ay, UNHCR RELA’nın hala tutuklamalar yaptığını teyit etti.



UNHCR MÜDAHALESİ


Son zamanlara kadar, UNHCR’nin kayıtlı mültecilerin gözaltına alınmasını engellemek için yaptığı girişimler başarısız oluyordu.


Mart 2010’da ise UNHCR artık bu insanlar polis tarafından tutuklandığında daha fazla müdahale edebileceğini belirtti. Polis bu durumlarda UNHCR’ye telefon ile ya da şahsen yüz yüze ulaşıyor. Ofis saatleri dışında ulaşılabilmesi için bir ‘acil hat’ mevcut. Eğer sadece birkaç kişi tutuklanmış ise kayıtları ve statüleri acilen doğrulanıp kişiler serbest bırakılabiliyor. Eğer sayı daha fazlaysa gözaltındakiler polis tarafından kilit altına alınabiliyor. Bu durumda, kimlik tanımlama süreci daha uzun sürebiliyor ve insanlar uzun süre kilit altında kalıyorlar.


Bireyler herhangi bir kurumda henüz kayıtları bulunmuyorsa gözaltına alınıyorlar. Tutuklananlar göç suçları ile suçlanıp hakim önüne çıkarılmadan önce 14 güne kadar alıkonulabiliyorlar. Ancak ne yazıkki bu olayların duyumları yeteri kadar kişiye ulaşamıyor, mülteci ve sığınmacılar gerektiğince temsil edilemiyor ve temyiz hakkı konusunda bilgilendirilemiyorlar. Birçoğuna dayak cezası veriliyor ve özgürlük hakları hunharca ellerinden alınıyor. Bu sürecin devamında göçmen gözaltı merkezlerine götürülüyorlar. Eğer kayıt altında bulunmayan mülteciler belli bir hapis cezasına çarptırılmışsa UNHCR bu insanlara ancak cezalarını tamamladıktan sonra ulaşıp kayıt işlemlerini başlatabiliyor.


UNHCR için RELA’nın ve göçmenlik bürosu yetkililerinin düzenlediği baskınlara müdahale etmek çok daha karmaşık bir durum. RELA ya da yetkililer mültecileri tutukladıklarında, tutuklananları ülkedeki 13 göçmen gözaltı merkezinden birine gönderiyorlar. Gözaltı merkezi yetkilileri sonrasında UNHCR’ye kayıt durumları kontrol edilecek olanları bildiren bir mektup gönderiyor. UNHCR mektup aracılığı ile hangi bireylerin kayıtlı olduğunu ve salıverilebileceğini bildiriyor. Bu süreç boyunca yaşanan göz ardı edilemeyecek sayıdaki ertelemeler kişilerin adaletsiz biçimde uzun süreler gözaltında kalmasına yol açabiliyor.


Yerel sivil toplum örgütleri ve mülteciler UNHCR’nin tutuklama süreçlerinde etkili ve tutarlı bir şekilde müdahale edebilmesiyle ilgili ciddi endişe duyduklarını bildirmeye devam ediyorlar. Örneğin, 2010 Mart ayında Myanmar’lı 23 kişilik bir kayıtlı mülteci grubu işyerlerinde tutuklandı. Grubun avukatına göre, polis UNHCR tutukluların statülerini doğruladığı takdirde salıverilebileceklerini, bu Pazartesiye kadar gerçekleşmezse oradan süreleceklerini söyledi. UNHCR ile temasa geçme çabalarına rağmen, mülteciler başka bir yere gönderildi ve avukatları izlerini süremedi. Daha önce de belirtildiği gibi çoğunlukla ‘yasadışı’ göçmenlik ile ilgili baskınlar müdahalenin daha da sınırlı olacağı haftasonları yapılıyor.


2010 Mart sonunda Malezya insan hakları örgütü Suara Rakyat Malaysia (SUARAM) 21’i UNHCR tarafından mülteci olarak tanınmış 45 Sri Lankalı’nın tutuklanmasına itiraz etti. UNHCR belgelerine rağmen bu kişiler 23 Mart’ta Ipoh’da tutuklandı ve Langhap Göçmen Gözaltı Merkezi’ne götürüldüler.



YETKİLİLER MÜLTECİ BELGELERİNİ DİKKATE ALMIYOR


‘Dışarı çıktığınızda polis sizi yakalıyor ve para istiyor, 100 ya da 200 ringgit. Ben de yakalandığım zaman ödüyorum. Şimdiye dek üç kez yakalandım. Sonuncusu 2009 Mart ayındaydı. Beni yakaladıklarında BM kartımı gösterdim. Kartın hiçbir işe yaramadığını söylediler. Sonrasında da para istediler, 100 ringgit. Polis beni arabaya çağırdı ve sadece para istedi, başka hiçbir şey sormadı bile. Beni yakaladıkları diğer iki seferde de sadece para istemişlerdi.

Myanmar’dan bir mülteci, Temmuz 2009


Devlet mülteci statüsünü tanımadığı için, mülteci ve sığınmacıların orada kalma haklarını hiçbir şekilde belgelendirmiyor. UNHCR bu belgeler konusunda yetkili kurum olduğu halde, Uluslararası Af Örgütü bu gibi belgelerin görmezden gelindiği ve kişilerin UNHCR ile iletişime geçmesine izin verilmediği birçok durumla karşılaştı. Kısa bir süre önce, hükümet yetkilileri polis ve göçmenlik bürosu yetkililerinin UNHCR kartı taşıyanları tutuklamamaları yönünde bir öneriyi meclise sundu. Ancak bu hiçbir zaman uygulamaya geçmedi.


Mülteciler devlet yetkilileri ya da RELA çalışanlarına UNHCR kartlarını gösterdiklerinde aldıkları cevabın bu kartların hiçbir işe yaramadığı olduğunu belirtti. Bazıları görevlilerin tutuklamadan önce kartlarını alıp fırlattıklarını söyledi. Kartının hazırlanmasını bekleyen ve bu yüzden UNHCR başvuru belgelerini gösterenlere ise bu belgenin tutuklanmalarını ya da gözaltına alınmalarını engellemeyeceği söylendi. Bazılarından ise tutuklamadan kurtulmaları için rüşvet vermeleri istendiği bildirildi.



MÜLTECİLERE ULAŞMAK VE KİMLİK TESPİTİ
UNHCR’nin çalıştığı karmaşık mülteci ortamı, uluslararası korumaya ihtiyacı olanlara ulaşıp kimliklerini belirlemesini zorlaştırıyor. Birçok kişi Uluslararası Af Örgütü’ne UNHCR’yi tanımadıklarını ya da UNHCR’ye gitmek için bile evden çıkmaya korktuklarını söyledi. Son zamanlardaki geçici önlemler UNHCR’nin mültecilerin kimliklerinin tespiti yönündeki imkanlarını arttırmış da olsa, hala gezici kayıt merkezleri ve ulaşım programları oluşturulması ve eşit belgelendirme yapılabilmesi için uluslararası toplumun yardımına ihtiyaç var. Mültecilere ulaşmak için geleceğe yönelik bir yaklaşım oluşturulması ve mülteci topluluğunun bu aktivitelere dahil edilmesi gerekli.
Ancak, Uluslararası Af Örgütü toplum merkezli bir bakış açısını desteklese de kayıt için tek bir yöntem kullanılması konusuna dikkat çekiyor. Aşağıdaki durum bu konunun daha iyi anlaşılması için iyi bir örnek teşkil ediyor.


Mart 2010’da Uluslararası Af Örgütü’nün duyumlarına göre; UNHCR Myanmar’lı mültecilerden doğrudan UNHCR’ye başvurmak yerine bir etnik topluluk organizasyonu kanalıyla kayıt olmalarını istedi. Bu gruplar sonrasında UNHCR’ye kayıt altına alınacak kişilerin bir listesini gönderiyor ve ofise yakın bir yerde gezici bir kayıt sistemi kurulup mülteciler kayıt ediliyor. Bu UNHCR’ye kayıt edebileceği kişi sayısını önemli ölçüde arttırma imkanı veriyor. Ancak, bu yolla adam kayırma ve rüşvete de fırsat tanınıyor ve bu durum birçok insanın gerektiğinde UNHCR ile bağlantıya geçemeyeceği için kandırılmasına neden olabiliyor. Dahası, Rohingya’daki Myanmarlı sığınmacılar UNHCR tarafından tanınan bir kuruluşca temsil edilmedikleri için UNHCR ofisine gidebilmek için düzenlenecek özel günleri beklemek zorundalar. Şu durumda, bu durum gözaltında bulunanlar dışında Rohingya’daki hiçkimse gelecek yıla kadar kayıt altına alınamayacak anlamına geliyor.


UNHCR bu sorunların farkında ve şehirlerdeki mültecilerin korunmasıyla ilgili aşağıdaki maddeyi ilkeleri arasına ekledi:
‘UNHCR diğer aktörlerle kurulan ortaklıkların hiçbir şekilde UNHCR bürosunun düzenli ve direkt biçimde şehirlerdeki mültecilerle iletişim halinde olma sorumluluğunu sınırlamaması gerektiğinin farkındadır. Bu nedenle UNHCR şehirlerdeki mültecilere ulaşılması ve bu insanların kendilerine sağlanan fırsat ve hizmetler de dahil olmak üzere tüm hak ve yükümlülüklerinden haberdar edilmesi için çeşitli mekanizmaların kurulmasına çalışmaktadır.’

UNHCR Şehirlerdeki Mülteciler Planı, 41. Madde



HÜKÜMET KİMLİK KARTLARI ÇIKARDI
‘Bu bağlamda UNHCR’nin ilgilenmekte olduğu kişilerin kimlik ve statülerini belirten belgeleri hazırlaması koruma konusunda yaşanılan problemlerin engellenmesi ve çözülmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu belgelerin sağlanması devletin birinci görevidir, ancak yetkililerin bunu yapamadığı durumlarda UNHCR mülteciler için kendi belgelerini hazırlayacaktır’.

Şubat 2010’da İç İşleri Bakanı Datuk Mahmood Bin Adam mülteciler için UNHCR’nin de tanıdığı kimlik kartları hazırlanmasına dair planı açıkladı. Bu kartlar sahibine geçici bir süre ülkede kalma hakkı tanırken çalışma hakkı vermeyecek. Bakan sözlerine şu ifadeyi de ekledi: ‘Mülteciler burada çalışamaz, ancak gündelik küçük işler yapabilirler.’


Açıklanan kimlik kartlarının ne zaman çıkarılacağı tam olarak belli değil. Hükümet bu konuda bir tarih vermedi, ve şu anda da söz verilen kimlik kartları hala hazırlanmadı. Kimlik kartı önerisi olumlu bir adım olmasına rağmen yaşanan gecikmeler atılacak bu adıma olan güveni yaralıyor.


Kimlik kartları çıkarıldığı takdirde, tüm devlet makamları içeriğine saygı göstermek durumunda olacak. Böylece kart sahipleri göç prosedürleri nedeniyle tutuklanıp sınırdışı edilemeyecek. Dahası, mültecilerin UNHCR’ye kayıt olmak için yaşadıkları zorluklar bu konuda yaşanmayacak. Böyle durumlarda, devlet yetkilileri kimlik kartı olmayıp edinmek isteyen kişiler için UNHCR ile bağlantıya geçecek.



ALIKOYMA

‘Oğlum bir gün dışarı çıktı ve geri gelmedi. İki gün sonra alıkonulduğunu öğrendim. Henüz 15 yaşında ancak buna rağmen onu çok uzaktaki Machang’a götürdüler. Bir yılı aşkın bir süredir orada. Üç kez onu görmeye gidecek parayı toparlayabildim ama oraya gitmek çok pahalı. UNHCR onu oradan çıkaramıyor.’
Myanmar’lı kadın mülteci, Mart 2010


Tutuklamaları takiben sığınmacılar ve mülteciler, UNHCR belgeleri taşıyanlar da dahil olmak üzere, Malezya’daki pis ve aşırı kalabalık gözaltı merkezlerinde tutuluyorlar. Birçoğuna aylarca bir avukatla görüşme ya da gözaltına karşı bir kuruma itiraz etme şansı tanınmıyor. Gözaltı merkezlerinde düzgün sağlık hizmeti, yeterli kadar yemek ve temiz içme suyu bulamıyorlar. 18 yaşın altındaki çocuklar yetişkinlerle birlikte tutuluyor ve çoğunluklar görevlilerin taciz ve aşağılamalarına maruz kalıyorlar. Gözaltı merkezlerindeki kötü koşullar ciddi hastalıklara hatta ölümlere yol açabiliyor. Ülkede mülteciler için 13 gözaltı ve alıkoyma noktası var. Bunların toplam kapasitesi 13.000 olsa da İçişleri Bakanlığı’na göre çoğunlukla çok daha fazla kişi buralarda tutuluyor.


UNHCR’ye göre 2009 yılında 6.800 kayıtlı sığınmacı gözaltında tutuldu. Bunlardan 4.600’ü aynı yıl içinde salındı. UNHCR 500 kişinin salıverilmesini güvence altına aldığı için 2008 yılına kıyasla çok önemli bir ilerleme yaşanmış oldu.


Yıllar boyunca, Malezya’da alıkonulanlara ulaşmak UNHCR, siviltoplum örgütleri, gazeteciler ve diğer kişiler için çok zor oldu. Gözaltı merkezlerindeki yetkililer aksini söylese de alıkonulanları kimsenin ziyaret etmesine izin verilmiyor. Bu gözaltındakilerin dış dünya ile ilişkilerinin kesilmemesi gerektiğine dair uluslararası standartları ihlal ediyor. Son yıllarda bazı gelişmeler yaşandıysa da erişim hala her zaman garanti edilemiyor. Uluslararası Af Örgütü’ne 2009’da sağlanan imkan ve kolaylık bu yolda olumlu bir adımdı. Ayrıca UNHCR de bu merkezlere artık girilebildiğini belirtti. 2009 yılında 406 tutuklu ziyareti gerçekleştirdiler. UNHCR yetkilileri iki-dört aylık periyotlarda 200 kişiyi düzenli olarak ziyaret ettiklerini bildirdi.


Tutuklulara sivil toplum örgütlerinin erişimi ise daha sınırlı. Uluslararası Af Örgütü ziyaretlerin ancak aile fertleri eşliğinde sivil toplum kuruluşu mensubu olunduğu söylenmediğinde yapılabildiğine dair duyumlar aldı. Endişe verici bir durumdan örnek verilecek olunursa: Tenaganita sivil toplum örgütü medyanın da ilgisini çekip haberlere konu olmuş hamile bir Myanmarlı mülteciyi ziyaret etmek istedi. Yanlarında bir hemşire ile vardıklarında, sadece aile fertlerinin ziyaretine izin verildiği söylendi.


‘Dört kez gözaltına alındım. Son seferinde (2007) UNHCR kartım olduğu halde beş ay içeride tutuldum. Diğerlerinin karşısında RELA tarafından şiddete uğradım. UNHCR geri gönderilmeyi kabul etmemi önerdi. Sınırda kaçakçılara satıldım. Sonrasında bir şekilde para bulabildim ve geri gönderildim.
Rohingya’daki Myanmarlı mülteci, Mart 2010


Yetkililerin UNHCR’ye verdiği kayıtlıların salıverileceğine dair sözlere ve son dönemde yaşanan olumlu gelişmelere rağmen Uluslararası Af Örgütü UNHCR kartı taşıyanların hala alıkonulduğunu gözlemledi. Uluslararası Af Örgütü bu sorunu 2009’da Malezya hükümetine iletti. Buna karşılık olarak İç İşleri Bakanlığı’ndan şöyle bir açıklama geldi: ‘Mülteci kartlarında sahtekarlık olabiliyor. Bu tarz durumları buradaki UNHCR’ye bildirmemiz gerek. Bu durumlar bildirilene kadar da bu kişiler gözaltı merkezlerine gelmek zorunda.’ Uluslararası Af Örgütü bu tarz sahtekarlıkların önüne geçilmesini desteklese de bu alıkonulanların UNHCR ile bağlantıya geçmesini ve salıverilmesini engelleyecek şekilde yapılmamalı.



GÖZALTINDAYKEN UNHCR’YE ULAŞMADA YAŞANAN GÜÇLÜKLER


Gözaltındaki mülteci ve sığınmacılar hala UNHCR’ye her zaman ulaşamadıklarını bildirdiler. Gecikmeler iki taraftan da kaynaklanıyor; gözaltı merkezleri UHHCR ile geç bağlantıya geçiyor ya da UNHCR’nin cevabı gecikiyor. Bu gecikmeler ciddi bir problem oluşturmaya devam ediyor. Yerel sivil toplum örgütlerine göre bu gecikmeler yüzünden çok zor durumda olan kişilerin bile gözaltından çıkması mümkün olmayabiliyor.


Gözaltındaki bazı kişiler, gözaltı süresinde UNHCR’de kayıtları yapıldığını bildirdi. Temmuz 2009’da Myanmarlı Myo Uluslararası Af Örgütü’ne aynı ay içinde UNHCR tarafından kaydının yapıldığını bildirdi. Bu gelişme KLIA’da yedi ay süren gözaltından sonra yaşandı. Böyle durumlarda bile gözaltında tutulanlar hemen salınmıyorlar. Neden hala gözaltında tutulduğu sorulduğunda Myo hala kartının çıkmasını beklediğini söyledi.


Mart 2010’da, UNHCR Uluslararası Af Örgütü’ne gözaltındakiler de dahil olmak üzere zor durumdakilere ulaşımı kolaylaştıracak bir acil telefon hattı kurulduğunu söyledi. Ancak mülteciler ve sivil toplum örgütleri gözaltındakilerin bu telefonu kullanabilmek için çalışanlara rüşvet vermek zorunda kaldıklarını ya da gardiyanlara para vererek onların cep telefonlarını kullandıklarını iletti. Acil telefon hattı kurulması iyi bir gelişme olmasına karşın ücret nedeniyle bu telefonun kullanılamaması iletişime geçmenin kolaylaştırılması için daha yapılacak şeyler olduğunu gösteriyor.


Uluslararası hukuk mültecilerin göçmenlikle ilgili nedenlerden ötürü gözaltına alınamayacağını öngörmektedir. Sığınmacılar ancak ululslararası hukukla bağdaşacak bir nedenle son çare olarak gözaltına alınabilir. Öncelikle her zaman belirli bir adreste ikamet ettirmek gibi diğer alternatifler göz önünde bulundurulmalıdır. Gözaltı ancak gerekli olduğunda belirli bir süre için uygulanmalıdır.



SINIRDIŞI ETME VE GERİ GÖNDERME
Malezya’da mültecilerin ve sığınmacıların karşı karşıya oldukları bir risk de geri gönderilme. Temmuz 2009 öncesinde Malezya’daki birçok mülteci için Tayland’a zorla geri gönderilme riski çok yüksekti. UNHCR’ye göre Temmuz 2009’dan önceki altı aylık dönemde 141 Burmalı Tayland’a gönderildi. Bu tarihten sonra Tayland’a başka gönderilenler olduğuna dair bir haber alınmadı. Tayland Laos gibi başka ülkelerden gelen mültecileri ülkelerine geri göndermişti. Bu da Malezya’dan Tayland’a gönderilen mültecilerin de aynı kaderi paylaşacağı korkusu yaratıyor.


Yerel sivil toplum örgütleri UNHCR kartı taşıyan kişilerin geri gönderilmediğini söylüyor. Ancak, UNHCR’ye başvurup hala mülteci statüsüne geçmemiş sığınmacılar için endişe hala devam ediyor. Ocak 2010’da UNHC’de kayıtlı Sri Lankalı 19 sığınmacı geri göndermeme prensibine rağmen zorla geri gönderilmek istendiler. Gönderilmelerinden ancak Asya İnsan Hakları Komisyonu SUARAM ve diğer güçler tarafından desteklenen kamu itirazı sonrasında vazgeçildi. Haklarında geri gönderilme kararı verilen ve UNHCR ya da sivil toplum örgütleriyle bağlantıya geçemeyenlerin sonu belirsizliğini koruyor ve durumları belgelendirilemiyor.



İŞKENCE VE DİĞER KÖTÜ MUAMELELER


‘Gözaltındayken beni çok kötü şekilde dövdüler. Bunu yapan polisti. Ben diyabet hastasıyım, ancak ilaç istediğimde kötü şekilde dövüldüm. Çocuklarım çıkarılmam için UNHCR’ye gittiler ama hiçbir cevap gelmedi.’ Myanmar’lı Rohingya’daki kadın mülteci, Mart 2010



Mülteci ve sığınmacılar çeşitli işkencelere ve Malezya hukukunda yer verilen dayak gibi kötü muamelelere maruz kalma riski altındalar. Ayrıca yasada bulunmayan başka kötü muamelelere de maruz kalabiliyorlar. Bunun başında polisin, işverenlerin ve RELA’nın uyguladığı şiddet geliyor.


Malezya’dan sınırdışı edildikten sonra Maleya’ya yasadışı yollarla yeniden girenlere de dayak cezası uygulanıyor. Mülteciler, sığınmacılar ve pasaportları işverenlerince tutulan göçmen işçiler her an dayağa maruz kalabiliyorlar.


Malezya’ya yasadışı şekilde birini sokan, göçmen yasasını ihlal eden birini evinde barındıran, sahte kimlik belgeleri düzenleyen ve bazı durumlarda geçerli çalışma izni olmayan birine iş veren kişiler dayak cezasına çarptırılıyor.


Dayak Malezya’da sadece göç suçları için değil; yaklaşık 40 farklı suç için de uygulanabilen bir ceza.

Ülkeye yasadışı girişten suçlu bulunanlar normalde üç sefere kadar dövülüyor, ancak yasalarda buna altı defaya kadar izin veriliyor. Alınan darbeler nedeniyle deride oluşan yara ve kesik izleri aylar sonrasında bile görülebiliyor. Uluslararası Af Örgütü gözaltındayken dayak yiyen göçmenlerle konuştuğunda birçoğunun dayak sonrası hiçbir doktor müdahalesi görmediğini öğrendi.


Dayağın uygulanması işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı ve küçük düşürücü cezalar yasağıyla çatışmaktadır ve Malezya’nın uluslararası hukuka karşı yükümlülüklerine ters bir uygulamadır, bu nedenle bu uygulama bir an önce sonlandırılmalıdır.


Devletin meşrulaştırdığı şiddet dışında mülteci ve sığınmacılar resmi olarak kabul görmese de tolere edilen birçok kötü muameleye maruz kalıyor. Mülteci ve sığınmacılar evlerinde, işyerlerinde ve dışarıda şiddet ve hakarete uğruyor. Göçmen baskınları sırasında polis ve RELA güçleri para alabilmek için şiddete başvuruyor.


Kadın mülteci ve sığınmacılar çoğunlukla cinsel ve cinsiyete dayalı şiddetin hedefi oluyor. Bu şiddet olaylarına karşı avukata, hastahaneye, sığınma evleri ve yardımcı olabilecek diğer merkezlere sınırlı erişim nedeniyle kendilerini koruyamıyorlar.


‘Kızım daha 12 yaşında. Buradaki yerli erkekler onu şimdiden 2 kez almaya çalıştılar.’ Myanmar’lı mülteci kadın Uluslararası Af Örgütü’ne konuşmasını şöyle sürdürdü: ‘Polise gittim ama hiçbir şey yapmadılar. Kızımı nasıl koruyabilirim? Geceleri evimize geliyor ve para ya da bir kız istiyorlar. Ev değiştiriyoruz ama aynı şey olmaya devam ediyor. Ne yapacağımızı bilmiyoruz.’



YAŞAMA, KENDİ KENDİNE YETERLİLİK VE ÇALIŞMA HAKKI


‘Küçük bir kasabada çalışyor, kauçukların reçinelerini çıkarıyordum. Yağmur yağdığı zamanlarda hiç para alamazdık çünkü reçine çıkarılmazdı. Biri işe gidemediği zaman günlüğünden olması gerekenden çok daha fazla para kesilirdi. Orada bir yıla yakın çalıştım ve sonunda ciddi şekilde sıtmalandım. Bunun ardından arkadaşlarım beni tedavi için Kuala Lumpur’a getirdiler.’
<blockquote
Myanmarlı erkek mülteci, Temmuz 2009 </blockquote>


Malezya’daki mülteci ve sığınmacıların yasal olarak çalışma hakkı yok. Bazıları göçmen işçi olarak yasal şekilde çalışsa da bu yasal izin mülteci ya da sığınmacı statülerinden kaynaklanmıyor. Malezya hükümeti hiçbir destek sağlamadığı ve UNHCR’nin yapabildikleri sınırlı olduğu için birçok mültecinin gayriresmi biçimde çalışmaktan başka çaresi yok. Yasadışı çalışmak kullanılıp sömürülmelerine neden oluyor. Uluslararası Af Örgütü şimdiye dek çok düşük maaşlarla çalışan, maaşları işverenlerince keyfi şekilde ödenen, işverenlerinden şiddet ve kötü muamele gören ya da pis ve tehlikeli koşullarda çalıştırılan birçok mülteciyle konuştu.


UNHCR’yi şehirlerdeki mülteciler konusunda en çok zorlayan sorulardan biri de, bulundukları ülkelerdeki yasa ve uygulamalar nedeniyle gelir elde etme hakkı olmayan mültecilere nafaka verilmesi konusunda. Şehirlerdeki mültecilerin ekonomik imkanlarının arttırılması için, ofis ilk olarak yetkilileri yasama ve uygulamalarında daha esnek olmaya teşviş etmeye çalışacaktır.


Yasal biçimde çalışabilmek ve kendi kendine yetebilmek bu kişilerin korunması için çok önemli etkenler. Bu şekilde bu insanların gayriresmi sektörlerce sömürülmesi engelleneceği gibi temel ihtiyaçlara ulaşabilmeleri de garanti altına alınmış olacak. Çalışabilmek ve kendi kendine yetebilmek mülteci ve sığınmacıları işkence gördükleri çalışma şartlarına dönmek zorunda kalmaktan kurtaracak.
Malezya’nın yabancı iş gücüne aşırı derecede ihtiyacı var. Mülteci ve sığınmacıları bu iş gücüne katmak ve bu savunmasız topluluğu koruyabilmek için yeterli boşluklar mevcut. İç İşleri Bakanlığı bazı mültecilerin Malezya’da çalışmasına izin verilmesinin düşünüldüğünü belirtti. Uluslararası Af Örgütü Malezya’dan bu tasarıların devam etmesini ve mülteci ve sığınmacılara çalışma hakkı verilmesini istiyor.
Yasal çalışma hakkı olmadığında, mülteci ve sığınmacılar yiyecek, su, barınma ve sağlık hizmetleri gibi temel ihtiyaçlara erişebilmek, aynı şekilde çocuklarının eğitimini sürdürebilmesi ve ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının ihlal edilmemesi için sürekli yardım almak zorunda kalacak. Malezya bu ideanın gerçekleşmesine dair isteğini ICESCR’yi kabul ederek göstermelidir. Bununla birlikte UNHCR mevcut ihtiyaçlara etkin biçimde cevap verebilmek için uluslararası toplumdan daha fazla yardım beklemektedir.



ÜÇÜNCÜ BİR ÜLKEYE YERLEŞTİRME


‘Hala neden burada olduğumu bilmiyorum. Burası bir kadın için güvenli bir yer değil, eğitim yok ve kadınlar için iş bulmak daha zor. ABD’li yetkililer hala durumumu inceliyorlar, ancak bir yıldan fazla oldu ve neler olduğunu bilmiyorum.’

Myanmar’lı kadın mülteci, Mart 2010


Şu anda Malezya’da uzun süreli koruma seçenekleri sınırlı durumda. Sunulan üç kalıcı çözümden- yerel entegrasyon, ülkesine gönüllü olarak geri gönderme ve üçüncü bir ülkeye yerleştirme- Malezya’daki mültecilerin en çok tercih ettiği yerleştirme.


Ülkelerin UNHCR ya da özel sponsorların isteği üzerine mülteci kabul ettikleri üçüncü bir ülkeye yerleştirme uygulaması, mültecilerin ihtiyaçlarına uluslararası toplumun vereceği karşılık açısından çok önemli bir rol oynamakta. Yerleştirme birçok mülteci için çok önemli faydalar sağlıyor: savunmasız insanları tehlike içinde bulundukları bir ortamdan uzaklaştırarak koruyor, bu kişiler için kalıcı bir çözüm oluyor, ve uluslararası sorumluluk paylaşımı için çok büyük bir örnek oluşturuyor.


Şehirlerdeki mülteci nüfusun üçüncü bir ülkeye yerleştirilmesi kesinlikle gereksiz bulunmamalı. Şehirler kişinin kendi kendine bakabilmesi ve dolayısıyla daha rahat biçimde topluma entegre olabilmesi için daha fazla imkan sunuyor gibi gözükebilir. Ancak Malezya gibi yasal çalışma hakkının olmadığı, resmi bir statünün olmadığı, hiçbir yardım yapılmayan ve hatta gözaltına alınma ve tutuklanma riskinin bulunduğu bir ülkede entegrasyon mültecilerin birçoğu için mümkün değil. Aynı şekilde, ülkelerine gönüllü olarak geri gitmeyi de ülkelerindeki olası riskler dolayısıyla düşünemezler.


Üçüncü Bir Ülkeye Yerleştirme uluslararası toplum dahilinde tüm devletlerin mültecileri korumak için paylaştıkları sorumluluklara ışık tutuyor. Ancak UNHCR’nin tahminlerine göre devletlerin yapmayı sundukları ile gerçekte yapılması gerekenler arasında büyük bir uçurum var. UNHCR 2010 yılında tüm dünyada 747.000 kişinin üçüncü bir ülkeye yerleştirilmesi gerektiğini tahmin ediyor. Ancak, UNHCR’nin sınırlı kapasitesi ve devletlerin sunduğu imkanlar – tüm dünyada toplamda 100.000 yer- bu sayının çok altında kalıyor. Ayrıca bazı devletlerin belli gruplara ayrımcalık yaptığı da görülüyor.


Malezya’nın ise yerleştirme için daha çok imkan sağlaması gerekiyor. Malezya dünyaya en çok mülteci gönderen beşinci ülke. 2008 yılında 8.983 mültecinin üçüncü bir ülkeye yerleştirilmesi istendi ve 5.865’i yerleştirildi. 2009’da 7.509 kişi- yüzde 98’i Myanmar’lı hristiyan Chinler- üçüncü bir ülkeye yerleştirildi ve bu sayı 2008’dekinden yüzde 22 daha fazlaydı. Ancak, UNHCR 2010 yılında Malezya’da toplam 15.000 mültecinin üçüncü bir ülkeye gönderilmesi gerektiğini tahmin ediyor. Bu ihtiyacın karşılanabilmesi için daha fazla yerleştirme yeri bulunmalı ve UNHCR’ye yardıma ihtiyacı olan herkese eşit şekilde yardım edebilmesi için daha fazla destek verilmeli.


ABD özellikle son yıllarda Malezya’dan en çok sayıda yerleştirilecek mülteci alan ülke durumunda. ABD dışında, Avustralya, Kanada, Danimarka, Norveç ve İsveç de uzun yıllardır Malezya’dan mülteci kabul ediyor. Bu devletler arasına son dönemde Romanya ve Çek Cumhuriyeti de katıldı. Ancak Malezya’dan üçüncü bir ülkeye yerleştirmenin arttırılması için daha fazla çalışma yapılması gerekiyor.
Uluslararası Af Örgütü yerleştirme programı bulunmayan devletleri, bu programları oluşturmaya çağırıyor. Üçüncü bir ülkeye yerleştirme programı bulunan ülkelerden ise Malezya’dan daha fazla mülteci kabul etmelerini ve bu progrmaların kapsamını ırk ve din ayrımı yapılmaksızın gerçekten en zor durumdaki insanlara ulaşılabilecek şekilde büyütmesini istiyor. Malezya’da şehirlerdeki mültecilerin yaşadıkları zorluklar ve içinde bulundukları riskler de göz önünde bulundurulup çözüm yolları aranması gerekiyor.



SONUÇ


Koruma arayışı içinde ülkelerini terketmek zorunda kalan mülteci ve sığınmacılar için Malezya tehlikeli bir ülkedir ve bu kişiler burada hoş karşılanmamaktadır. Malezyalı yetkililerin mülteci ve sığınmacıların varlığını resmi olarak tanımaması bu kişilerin güvenliğini tehlikeye atmaktadır ve uluslararası insan hakları standartlarıyla tam bir tezat oluşturmaktadır. Tutuklanma riski, uzatılan gözaltılar, kötü muamele, geri gönderilme ve kalıcı çözümler bulunmaması Malezya’daki mülteciler için olası riskler değil tamamen içinde bulundukları gerçekliklerdir.
Son dönemlerde özellikle gözaltındaki kişilerle iletişime geçilebilmesi ve mültecilerin kayıt altına alınmasıyla ilgili olumlu gelişmeler yaşanmasına karşın, mülteci ve sığınmacılar hükümet tarafından eşit ve gerekli derecede korunmamaktadır. Şehirlerdeki çalışmalar da hükümetin eylem ve tutumları nedeniyle birçok zorluk içermektedir. Ancak bu durumun aşılması için birtakım yollar bulunabilir; UNHCR’nin ve uluslararası toplumun desteği ile Malezya mülteci ve sığınmacılara karşı sorumluluklarını yetirene getirebilir ve getirmesi de zorunludur.
Malezya’nın atması gereken en önemli adımlardan biri de mülteci ve sığınmacılara resmi bir statü vermek, ve bu kişilere kimlik belgelerinin de sağlanacağı etkili bir kayıt sistemi oluşturmaktır. Bu belgeler keyfi tutuklama ve gözaltını engellemek için temel hakları güvence altına almalıdır ve bu belgelere devletin tüm kurum ve güçlerinin saygı göstermesi gerekir. Bu arada yetkililerin de mevcut kayıt sisteminin gerekli korumayı sağlaması için UNHCR ile çalışması gereklidir.


İkinci olarak, mülteci ve sığınmacılara resmi çalışma hakkı verilmelidir. Aynı zamanda mülteci ve sığınmacıların haraç, taciz ve kötü muameleden korunması ve özellikle RELA’nın göçmenlerle ilgili tüm faaliyetlerinin acilen durdurulması gereklidir. Mülteci ve sığınmacıların göçmenlik suçlarından ve diğer başka suçlardan ötürü ceza almasının önüne geçilmelidir.


Aynı zamanda uluslararası toplum da Malezya’daki mülteciler için daha fazla yerleştirme imkanı sağlayarak ve UNHCR’nin mültecileri kayıt altına alma ve onlara yardımcı olma potansiyelini arttırmak için maddi destek sağlayarak bu çalışmaları destekleyebilir.



ÖNERİLER


MALEZYA HÜKÜMETİ’NE:

  • Uluslararası korumaya ihtiyacı olduğunu belirten herkese yetki alanınızdaki topraklara girme izni verin ve bu kişilerin UNHCR ile düzenli biçimde bağlantıda olabildiğinden emin olun.
  • Hiçbir bireyin öldürülme riskinin bulunduğu bir ülkeye geri dönmeye zorlanmadığından emin olun.
  •  UNHCR belgelerinin tüm göçmenlik büroları ve yetkilileri tarafından kabul gördüğünden ve bu belgelere saygı duyulduğundan emin olun.
  •  Mülteci ve sığınmacılara yerleştirilecekleri yer aranırken bu süreç boyunca ülkede yasal olarak kalma hakkı verecek ve bu süreçle ilgili tüm hak ve hizmetleri garanti altına alacak bir hükümet kimlik kartı sistemi oluşturun. Bu kimlik kartlarının tüm mercilerce saygı ve kabul gördüğünden ve bu kartları taşıyanaların tutuklama, gözaltı ve gönderilme ile karşılaşmadığından emin olun.
  •  Ülkeye yasadışı girişle ilgili olanlar da dahil olmak üzere mülteci ve sığınmacılara uygulanan para cezalarını durdurun.
  •  Mülteci ve sığınmacıları tüm şiddet türlerinden ve diğer insan hakları ihlallerinden korumak için önlemler alın, özellikle de kadın ve çocukları cinsiyete dayalı şiddetten koruyun.
  •  RELA’nın tutuklama ve gözaltına alma yetkisi de dahil olmak üzere göçmenlikle ilgili tüm yetki ve güçlerini acilen ortadan kaldırın.
  •  Mültecilerin, yaşlıların, anne babasız çocukların ve hamile kadınların göçmenlikle ilgili suçlardan asla gözaltına alınmadığından emin olun.
  •  Sığınmacıların ancak tüm diğer alternatifler uygulanıp son seçenek olarak kaldığı takdirde gözaltına alındığından ve gözaltı süresinin ve koşullarının da uluslararası standartlara uygunluk gösterdiğinden emin olun.
  •  Mülteci ve sığınmacıların UNHCR’ye düzenli bir şekilde ve engellenmeden ulaşabilmesini sağlayın.
  •  Göçmenlikle ilgili tüm işlemlerin insanlık haysiyetine saygı duyularak ve yürürlükteki uluslararası standartlara uygun olarak yürütülmesini sağlayın.
  •  Malezya’daki sığınmacı ve mülteciler için yasal çalışma hakkı çıkarın ve bu hakkın belgelendirilerek işverenler tarafından anlaşılıp saygı görmesini sağlayın.
  •  Yukarıdaki öneriler bağlamında, göçmenlikle ilgili çalışan tüm yetkililere cinsiyet duyarlılığı da dahil olmak üzere prosedür uygulama rehberliği eğitimi verin.
  •  Mültecilerin statüleriyle ilgili 1951 BM Anlaşmasını imzalayın ve iç huhukunuzu, politikalarınızı ve uygulamaları bu belgelerle uyumlu hale getirin.
  •  ICCPR, CAT ve ICESCR’yi imzalayın ve hükümlerini iç hukuka, politkalara ve uygulamalara uygulayın.



BAŞTA ABD, KANADA, AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİ, AVUSTRALYA VE YENİ ZELANDA OLMAK ÜZERE ULUSLARARASI TOPLUMA:

  • - Malezya’ya ve ülkedeki mültecilerin korunmasını kolaylaştırmak için UNHCR’ye maddi ve teknik destek sağlayın.
  • - Malezya’dan üçüncü bir ülkeye yerleştirme kontenjanını güç durumdakilere öncelik verecek şekilde arttırın.
  • - Malezya’yı uluslararası korumaya ihtiyaç duyan mülteci, sığınmacı ve diğer kişilerin korunması için uluslararası standartları onaylamaya teşvik edin.


UNHCR’YE:

  • Göçmen kontrolünde görevli devletin tüm kademelerince kimlik belgelerine saygı duyulması için Malezyalı yetkililerle çalışmaya devam edin.
  •  Mültecilerin haklarının ve mültecilere karşı sorumlulukların karşılıklı olarak anlaşılması için mültecileri ve mültecilere ev sahipliği yapan ülkeleri hedefleyen bir duyarlılık ve savunma programı oluşturun.
  •  Malezya’da kayıt dışı şekilde bulundukları için tutuklanan kişilerin istedikleri takdirde UNHCR ile rahatça bağlantıya geçebilmesi için çalışmaları sürdürün.
  •  Toplum örgütlerini kayıt altına almada başlangıç noktası haline getirin, korunmaya ihtiyacı olan herkesin etnik köken ve ulus dikkate alınmaksızın kayıt için eşit şekilde başvurabilmesi yolunda çalışmalar yapın.
  •  Malezya’da son yıllarda kayıt edilen mülteci sayısındaki artışı takiben, ofisin kapatisesinin mülteci statülerinin zaman kaybetmeden belirlenmesi amacıyla daha da arttırılmasına öncelik verin.
  •  Mülteci ve sığınmacıları şiddet ve diğer insan hakları ihlallerinden korumak için çalışmaları yoğunlaştırın. Özellikle kadın ve çocukları sunulan sağlık hizmetlerini ve hukuki desteği arttırarak, ve sığınma evleri kurarak cinsiyete dayalı tüm şiddet türlerinden koruyun.
  •  UNHCR Şehir Mülteci Planı’na bağlı kalarak UNHCR sınırları içinde ve dışında bekleyenler için kabul edilme işlemlerini kolaylaştırma çalışmalarına devam edin.
  •  Üçüncü bir ülkeye yerleştirme yapılacak ülkelerle çalışmaları sürdürün ve böylelikle yerleştirilmesi gereken zor durumdaki mültecilerin kısa sürede yerleştirilmesini sağlayın.



Raporlar.jpg
Raporlar

Konuya Göre: Türkiye · Suriye · Yunanistan · Avrupa · Ortadoğu · Afrika · Asya · LGBTT · İklim Mültecileri
Yıllara Göre: 1999 · 2000 · 2001 · 2002 · 2003 · 2004· 2005 · 2006 · 2007 · 2008 · 2009 · 2010 · 2011 · 2012 · 2013 · 2014 · 2015 · 2016 · 2017 · 2018 · 2019